Cumhuriyet’te neler oluyor?

Dikkatli takip edenler bilecektir, Cumhuriyet gazetesinde aylardır devam etmekte olan bir iktidar mücadelesi var. Bu mücadele, gazetenin dışındakiler için ilk kez Ağustos ayında, aralarında Cumhuriyet’ten daha evvel dışlanan Aydın Engin’in de aralarında olduğu kimi ana akım yazarların gazeteye transferinin açıklanmasıyla ortaya çıktı.

Bu transferler yapıldığında, gazete içindeki muhafazakar Kemalist grubun karşı çıktığı dedikoduları yayıldı. Cumhuriyet Gazetesi yönetimi, kendi web sitesinden yaptığı bir açıklamayla bu ifadeleri yalanlamıştı; ?Alınan kararlar konusunda haberde adı geçen isimler de dahil olmak üzere bugüne kadar Cumhuriyet gazetesi içinde herhangi bir görüş ayrılığı yaşanmamıştır.? Bu açıklamanın hemen ardından ise Mustafa Balbay kendi Twitter hesabından Aydın Engin?in gazetede yazmasına karşı olduğunu ve bu yöndeki bir karara onay vermediğini duyurdu.

O zaman (Eylül 2014) bu çatışmanın ara yolu Kemalist cenahtan İbrahim Yıldız’ın yerine, yine onlara yakın ama daha ortada duran Utku Çakırözer’in genel yayın yönetmenliğine atanmasıyla bulunmuştu. Bu tabii ki de bir ara çözümdü ve bir yerde lastik patlayacaktı.

Beklenen kriz, Charlie Hebdo vakasıyla patlak verdi. Cumhuriyet yönetimi, Charlie Hebdo’nun de facto temsilcisi durumundaki Libération’la temas ederek derginin katliamdan sonraki ilk sayısını Türkçeleştirip gazetenin eki olarak yayımlamayı önerdi. Charlie Hebdo’nun yeni yayın yönetmeni Gérard Biard’la anlaşma sağlandı ve Pazartesi-Salı günleri Ragıp Duran’ın başını çektiği bir tercüme ekibi nefis bir çalışma yaparak derginin tamamını Türkçeye çevirdi. Ancak, gazete içindeki muhafazakar Kemalistler ve bu konuda onlarla işbirliği yapan Türkiye Gazeteciler Sendikasının ısrarlarıyla bu fikirden son anda vazgeçildi ve Utku Çakırözer’in “dört sayfalık ek” formülü hayata geçirildi. Gazetenin yenilikçi kanadından Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya, kendi köşelerinden Muhammedli kapağı yayınlayarak bu karara uymadılar. Bu olayın ardından, Charlie Hebdo’nun Cumhuriyet mutfağında hazırlanan Türkçesi, pek çok yeni Cumhuriyetçinin bağının olduğu T24 internet sitesinden internete yayıldı.

Charlie Hebdo olayı, neticesinde Utku Çakırözer’in yayın yönetmenliğinden alınmasına kadar vardı. Şu anda ise Aydın Engin ve gazeteye T24’ten gelip geri gönderilen Murat Sabuncu isimleri geçiyor.

Cumhuriyet’ten daha önce dışlanan bir önceki nesil yenilikçilerin ve Ahmet Altan dönemi Taraf yazarlarının çoğunlukta olduğu T24, bu denklemde ciddi bir yer tutuyor. Murat Sabuncu gibi Aydın Engin de T24’çü, Can Dündar da yine o cenahtan. Ve tabii şimdiye kadar adı pek zikredilmeyen Hasan Cemal var. Cumhuriyet’i çok sevmiş olan Hasan Cemal!..

Bugün (6 Şubat), BirGün’ün popülist köşe yazarı Enver Aysever, köşesinde Cumhuriyet’i ele alarak, giderek köşeye sıkışan muhafazakar Kemalistlere destek verdi. Aysever’in yazılarında klasik olduğu üzere yalnızca bir-iki cümle önem taşıyor. O cümlelere bakarsak…

Firefox_Screenshot_2015-02-06T10-53-56.719Z

Firefox_Screenshot_2015-02-06T10-53-45.200Z

Aysever’in Ali Sirmen vurgusu önemli, zira bu iki yazar arasında son birkaç yıldır sıkı bir ilişki var. Ocak 2013’te Aysever, Sirmen’i TV programı “Aykırı Sorular”a konuk etmiş, Sirmen de Aysever’in programı kaldırıldığında bir yazı yazarak Aysever’e destek vermişti.

Görünen o ki, şimdi Cumhuriyet’te zor durumda kalan Kemalistler, büyük ihtimalle Ali Sirmen kanalı üzerinden Aysever’e ulaştılar ve popülerliğinden faydalanarak, özellikle BHH veya CHP’nin solu çizgisindeki muhalif BirGün okurunu kendi taraflarına çekmek istediler. Bunu da yenilikçileri ısrarla “liberaller” diye etiketleterek yaptılar, çünkü bu kelimenin o kitleye etki yaptığını biliyorlardı.

Aysever’in Hasan Cemal vurgusu da ilginç. Bir “ben o zamandan bahsediyorum, gelinim şimdiki zamanı anlasın” iması seziliyor. “Ey BirGün okuru, benim Kemalist abilerimi desteklemezseniz, Cumhuriyet’i Hasan Cemal’in liberalleri kapar!” yazının alt metni.

Enver Aysever’in defansa koşturmasını birkaç şekilde okuyabiliriz. Aysever’in Sözcü ulusalcılığı kıvamında gezen popülist muhalifliği BirGün’de rahatsızlık yaratıyor olabilir, ya da gazetenin bu yöndeki itirazlarından bunalan Aysever kendine kendi çizgisinde bir gazete arıyor olabilir. Ya da Cumhuriyet’teki Kemalistler hakikaten çok zor durumdalar ve Aysever onlara bir iyilik yapmak istedi. Bunların hepsi aynı anda da olabilir tabii.

Olaya gazetecilik açısından bakarsak, yeni Cumhuriyet’in eski Cumhuriyet’ten çok daha başarılı olduğu kesin. Yeni ekip, daha okunabilir, takıntılarının esiri olmayan, iyi gazetecilik yapmaya çalışan bir gazete yaratıyor. Çünkü, siyasal yönelimleri bir tarafa, daha iyi gazeteciler. Eski Cumhuriyet’te var olmanın tek koşulu muhafazakar Kemalist olmaktı ve o kanadın başını çekenler gazetecilik konusunda kendilerini hiçbir şekilde yenilemiyorlardı. Çünkü yeniliğin kendisinden pek hoşlanmıyorlardı.

Stratejik olarak da yeni Cumhuriyet’in kaydığı çizgi anlamlı, zira Radikal ve Taraf’ın boşalttığı bir alan hâlâ mevcut. BirGün, “meşhurlar” gazeteye davet edildiğinde Gezi’den beri ayyuka çıkan popüler muhalefeti kullanarak biraz o alana kaydı. Ancak zamanla bu kitleye hitap eden komiklikli, şakalı manşet pratiği, öyle bir takıntıya dönüştü ki artık kabak tadı vermeye başladı. Özellikle blogcu, Twitter fenomeni köşe yazarları ve komikli başlık fikirlerinin mucidi Ece Temelkuran’ın gidişiyle beraber mevzu Barış İnce’nin “olm yine Tayyip’e o biçim laf çaktım, kesin dava eder” efeliklerine döndü. Cesaret mi, cesaret ama gazetecilik kesinlikle değil. Bu pratiğin Sözcü’nün “Tayyip deliye döndü” manşetlerinden zerre farkı yok. Oysa BirGün’ün yakaladığı popülerliği (bu arada açıkladığı tiraj rakamlarının şişirme olduğunu not edelim), iyi haberciliğe dönüştürme şansı vardı. Gazeteye gelen Ertuğrul Mavioğlu, Ahmet Şık gibi iyi gazetecileri kaçırdıkları gibi, Serbay Mansuroğlu ve Onur Erem gibi kendi içlerindeki çok çok kaliteli muhabirlerin haberlerini “Tayyip’e laf çakmalı” manşetlerin arkasında köşeye bucağa ittiler. Dolayısıyla iyi ve özgün haberciliğin alanı hâlâ boş. Cumhuriyet şu an oraya sarkmaya çalışıyor.

Cumhuriyet’ten şu an gelen kokular yenilikçi ekibin, eski ekibe kesin bir üstünlük sağlamaya doğru ilerlediği yönünde. Kısa vadede gazete için de, Türkiye gazeteciliği için de iyi olacaktır. Ancak orta vadede, Cumhuriyet’in Taraflaşma riskinin olmadığını söyleyemeyiz. Özellikle yeni ekipte daha evvel şaibeli finansmanla kurulup seçim sonrası fişi çeken +1 TV deneyimine balıklama atlayan Can Dündar’ın etkili oluşu (o dönem tüm tapelerin ilk Dündar’a servis edildiğini hatırlayalım), bu kaygıyı haklı çıkarıyor. Cumhuriyet’in +1 ve Karşı gibi X cemaatinin etki alanına savrulup tükenmesi büyük kayıp olur. Cumhuriyet, bu saydığımız yayın organlarına göre çok daha köklü bir gazete, ama bahsettiğimiz risk de yok değil.

 

 

image_pdf