dağhan kimdir?

Bu başlığı attıktan sonra rahatlıkla söyleyebilirim: Dağhan Irak, kendinden zaman zaman üçüncü tekir şahıs olarak bahseden biridir.

Dağhan, 1981 yılında İstanbul’un Fatih İlçesi’nde doğdu. Ailesinin elli yıl kadar yaşadığı bu semtte çocukluk yıllarını geçirdi. Dört yaşındayken annesiyle babası ayrıldı, o da anneannesi, annesi ve iki ablasıyla yaşamaya başladı. Babasını bir daha hiç görmedi, babasının ilk evliliğinden olan ağabeyiyle ise 2007 yılında tanıştı. Karmaşık gözükmekle beraber, mutlu bir çocukluk geçirdi Dağhan, annesinden mücadele etmeyi, emek vermeyi ve Beşiktaşlılık’ı bu dönemde öğrendi. Hâlâ zaman zaman Fatih’e gidip o yılları özlemle anıyor.

Dağhan, ortaokul ve lise yıllarını Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’nde geçirdi. Aslında Bakırköy’de yaşıyordu ama hayatının merkezi çoktan Beşiktaş olmuştu (o zaman İsmail Ünal daha Beşiktaş’ın canına okumaya başlamamıştı). Ortaokul yıllarında hepiniz gibi sinir bozucu, silik ve kompleksli olan Dağhan, lise yıllarında ise biraz daha eğlenceli bir tip hâline geldi. 1997 yılında ilk gazetecilik denemesini Şebek Dergisi’ne yazılar yazarak yaptı, daha sonra bu dergiden arkadaşı Volkan Çağlayan’la Ha’Zine isimli bir heavy-metal kültürü dergisi çıkardı. Bu dergide yer alan Anti-Faşist Platform da Dağhan’ın ilk siyâsi faaliyeti sayılsa gerektir.

Dağhan, bu yıllarda bas gitar çalmaya başladı, lisede birkaç konsere çıktı. O günleri hâlâ “ulan o kadar konser verdik, parasıyla okula mis gibi ekipman aldık, bir teşekkür bile etmediler” diye anar (haklı ama).

Dağhan, tıpkı anadolu liseleri sınavında olduğu gibi üniversite sınavında da sorular çalınınca (evet, o nesildendi, kendisi yüzünden olduğunu iddia ediyor) bu sınava da bir yılda iki kez girmek zorunda kaldı ama ortaokuldan beri çok istediği Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. Her ne kadar Fransızca eğitimi aldığı ilk iki yılda bunalımdan çıkacak kadar bile vakti olmasa da, genel olarak bu deneyimden hiç pişman olmadı. Reklamcı olacağını sanarak girdiği okuldan gazetecilik mezunu olarak çıktı. Gazeteci olacağını zannederken televizyonda çalışmaya başlayacağını ise hiç bilmiyordu. Bu arada üniversite yıllarında bir dönem Erasmus programıyla Bordeaux Michel de Montaigne Üniversitesi’ne gitti, ilk radyo-televizyon eğitimini burada aldı. Yine üniversite yıllarında Türk-Yunan ilişkileriyle ilgilendi, Yunanca öğrendi, bitirme tezi “6-7 Eylül Olayları’nda Medyanın Rolü” başlıklıdır. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimi aldı, tezi veremedi, atıldı, afla döndü, hâlen “1980 Darbesi Sonrası Türkiye’de Değişen Futbol Taraftarlığı” başlıklı tezinin üstünde çalışıyor.

2004 yılında İstanbul’da yaşanan bombalama olayları sonrası Türkiye’ye gelen medya ekiplerine mihmandarlık yapan Dağhan, bir süre sonra artık gelen giden olmayınca yine bunalıma girdi. Böyle bir buhran akşamında Eurosport Türkiye ofisine “ne olacak canım?” diye gönderdiği özgeçmişi hayatını değiştirdi. Aralık 2004’ten itibaren Eurosport yayınlarında görev almaya başladı. İlk yılı sigortasız ve komik sayılabilecek koşullarda geçiren Dağhan, kanalın bir yıl sonra el değiştirmesiyle Bağış Erten’le çalışmaya başladı. Tuhaf olan, Bağış’la yollarının spor dünyası değil, ikisinin de master eğitimi aldığı Atatürk Enstitüsü sayesinde kesişmiş olmasıydı.

Dağhan (evet, bir paragraf daha Dağhan diye başladı, farkındayım) Eurosport’ta daha etkin görev almaya başladığı dönemde, Türkiye’nin en uzun süre millî takım kaptanlığı yapmış ismi Değer Eraybar tarafından voleybola yönlendirildi. Şu ana kadar 300’ün üzerinde canlı maç anlatımı yaptı ve bunun bir rekor olduğunu düşünüyor, ancak oturup saymışlığı yok. Eurosport’ta voleybolun dışında hemen her türlü takım sporunun anlatımında da zaman zaman görev alıyor. Bunun dışında hâlâ neden basılmadığını merak ettiği bir Fenerbahçe tarihi kitabının yazımında görev aldı. 2006 yılından beri Futbol Federasyonu’nun aylık dergisi Tamsaha’da futbol tarihi ağırlıklı yazılar yazıyor. Ayrıca, bastırmaktan en azından şimdilik vazgeçtiği “Tekir” adında bir romanı ve bir kısmını burada da okuyabileceğiniz pek çok kısa hikâyesi var.

Çok sıkı bir AEK ve (her ne kadar Demirören gidene kadar maça gitmeme yemini olsa da) Beşiktaş taraftarı olan Dağhan, en çok kedileri, martıların vapurların peşinden uçmasını, Boğaz’da yunus görebilmeyi, İstanbul’un her anını, Atina’nın gecelerini, Paris’in hiçbir şeyini ve her şeyini, sivri dilli esprileri, Antonis Samarakis’i, Boris Vian’ı, Etgar Keret’i, Chuck Palahniuk’u, yemek yapmayı ve İnci’nin profiterolünü sever. Bir süredir et yemiyor ve kendini daha mutlu hissediyor, vejeteryan mutfağını da öğrenmeye başladı.

Bu yazının sonu itibariyle, Dağhan, kendisinden hâlâ üçüncü tekir şahıs olarak bahsetmektedir.