Neden şimdi oyum HDP’ye? Ne değişti?

1323399090293-640x360Okuyanlar hatırlar 2014 yerel seçimlerinden hemen önce burada “Bir HDP seçmeninden bir HDP eleştirisi” başlıklı bir yazı yayımlamış ve HDP’nin bu seçimlerdeki stratejisini eleştirirken, İstanbul büyükşehir seçimlerinde neden stratejik olarak CHP’ye oy vereceğimi açıklamıştım. Bu yazıyı yazarken, yaptığım eleştirilerin rasyonel ve bir dost eleştirisi olarak algılanacağını ummuştum. Onun yerine alınganlık, çatışmacılık, hatta yer yer karalama buldum. Heyecanlı bir parti sempatizanının büyük harflerle beni “ŞIMARIK” ilân ettiği şu gayet acemice yazılmış yazıyı geçtim, parti yöneticilerinin tavırları da çok farklı değildi.

altin

 

O dönem bana Türkiye’de rasyonel politik tartışma yürütmenin imkansızlığı hakkında ciddi bir hayat dersi oldu. Türkiye’de politika duygular ve networkler üzerinden yürüyor. Bu paradigmanın dışına çıktığınızda duvara çarpıyorsunuz. Bunu hiçbir partiyi, siyasi hareketi ayırmadan söylüyorum. Türkiye’nin politik iklimi böyle. Ben kendi bildiğimi okuyup rasyonel düşünmeye çalışmaya karar verdim, o yüzden de Türkiye’de herhangi bir partiye üye olacağımı hiç sanmıyorum açıkçası. Çünkü Türkiye’de partiler modern organizasyonlar değil, biraz modifiye olmuş cemaatler. Cemaatlerde rasyonellik olmuyor. Türkiye moderniteye ne kadar geçebildiyse, cemaatten topluma da o kadar geçebildi. Normal karşılıyorum, ama ben o işin içinde yokum.

Diğer taraftan ben de kendi hâlinde bir seçmenim ve benim de bir oyum var. Hatta bu sefer yurt dışında olduğumdan geçen hafta gidip verdim de.

Bu yazıda HDP’ye verdiğim oyun nedenlerini açıkladığım kadar yerel seçimlerde CHP’ye oy verdiğimi söylediğim yazının fikri takibini de yapacağım ki, insanları HDP’ye oy vermeye çağırmaya yüzüm olsun. Bunu yaparken iki nokta önemli; birincisi, HDP’yle ilgili o zaman eleştirdiğim neler değişti ki oyumu bu sefer bu partiye verdim? İkincisi, o seçimin koşullarıyla bu seçimin koşulları neden farklı?

Her şeyden önce, öbür yazının başlığının da söylediği gibi ben bir HDP seçmeniyim. Bunu “gözüm kapalı gidip oy veririm” anlamında söylemiyorum. Benim siyasi olarak durduğum yere en yakın parti HDP. Zaten daha önce de BDP’ye ve bağımsız adaylara oy vermiştim.

Prof. Ali Çarkoğlu‘nun OyPusulası uygulamasında benim siyasi pozisyonum şöyle gözüküyor. Bence de “HDP’nin az solu”ndayım.

indexSmall

 

Bir önceki seçimde CHP’ye oy vermemin nedeni yerel yönetimlerle AKP rejiminin bağının kesilmesinin önemli olduğunu düşünmemdi. Gönlüm isterdi ki, bunu yapabilecek adayları kendimiz çıkaralım, ama olmadı. İktidarla belediye bağlantısını ancak CHP’ye oy vererek kesebilirdik, CHP de sağolsun bizim bu mecburiyetimizi bize zorla Sarıgül’e oy verdirerek taçlandırdı. Sarıgül seçilseydi de muhtemelen şu an Beşiktaş Belediye Başkanı (ve Sarıgül’ün avukatı) Murat Hazinedar’a yaptığımız eleştirileri yapıyor olacaktık. Ama polis de TOMA’ya koyacak su bulamayacaktı (tabii teorik olarak, zira Sarıgül de Hazinedar gibi polisle işbirliği yapabilirdi).

Sarıgül’e verdiğim oy (pek çoklarının verdiği oy) içe sinen bir oy değildi. Türkiye’deki mevcut koşullarda içe sinen oy vermek zaten kolay değil. HDP karşısına daha ikna edici bir aday koysa, belki “Sarıgül’e gideceğine boşa gitsin, hiç değilse içim rahat” diyebilirdim. Önder/Aydınlar adaylığı bana onu da dedirtmedi.

Bu seçimde böyle bir durum yok. Şimdi CHP seçmeninin AKP’den kurtulmak için HDP’ye oy vermesini beklemek mantıklı. Üstelik bu CHP’yi iktidar da yapabilir. Mantık o zaman CHP diyordu, şimdi HDP diyor. HDP de bu durumun kıymetini biliyor bence. Ayrıca, ben yurt dışı seçmeni olduğum için zaten adaya oy veremiyorum, benim için bu seçim AKP ile HDP arasında. Türkiye’dekiler için de öyle aslında, ama yurt dışındakiler için daha da öyle.

Dolayısıyla zaten benim HDP’ye oy vermem için çok bir şey olması gerekmiyor, vermemem için bir şey olması gerekiyor. O şeyler yerel seçimlerde vardı. Neydi bunlar?

1) HDP yeni bir partiydi ve derme çatma bir politika izliyordu. 

Parti içinden buna epeyce itiraz geldi ama bence zaman beni haklı çıkardı. EMEP’in HDP’den ayrılması, parti liderliğinin netleşmesi, ilk başta etkili olan bazı isimlerin kenara çık(artıl)ması benim eleştirimi desteklediği gibi bu durumun parti içinde de fark edildiğini gösteriyor.

HDP’nin yerel seçimlere alelacele sokulduğu konusundaki fikrim değişmedi. Bunun böyle olmasında kendini daha parti kurulmadan belediye başkanı adayı ilân eden Sırrı Süreyya Önder’in baş aktör olduğu argümanım da. HDP’nin başına gelen kuşkusuz en iyi şey Selahattin Demirtaş’ın partinin tartışmasız lideri olduğunun anlaşılması ve İstanbul’da yerleşik kadronun ikincil rollere düşmesidir. Demirtaş, HDP için de, Türkiye için de çok çok büyük bir şans.

Şimdi durum ne;

HDP, çoklu bileşenlerden oluşan bir parti ve her zaman kimi iç politik uyuşmazlıklar olacak. Ama yerel seçim zamanındakinin aksine, partinin artık bir lideri var, dahası kurumsal bir kimliği var. “Ananızın karnından projeyle mi doğdunuz” tembelliği ve umursamazlığıyla değil HDP Seçim Bildirgesi gibi (ekonomik konular hariç) sağlam bir metinle karşımıza çıkıyor. Yerel seçimlerde HDP “sen, ben, bizim oğlan”dı, şimdi bir parti. Bunda da İstanbul merkezli politikasız bileşenlerin değil, Kürt Hareketi’nden gelen güçlü kadroların partinin direksiyonuna oturmasının çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.

2) HDP yerel seçimlerde çatışmacı bir politika izledi

GonzoInsight verilerine dayanarak şurada yaptığım çalışmada da görülebileceği gibi yerel seçimlerde HDP, kendisine çekebileceği insanları itmek gibi anlamsız bir stratejiye kendisini kaptırmıştı. Bunun başını da HDP’nin İstanbul adayları (özellikle Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Saymadi) çekiyordu. Kadıköy gibi CHP seçmeninin %75-80 oranında olduğu bir yerde AKP=CHP pankartı açmak gibi stratejik basiretsizliklerle HDP’nin gerçek potansiyeline ulaşması imkansızlaştı. Çatışmacılığı bırakıp güleryüzlü olunduğunda gerçek kapasitenin ne olduğunu Cumhurbaşkanlığı seçiminde gördük.

Şimdi durum ne;

Selahattin Demirtaş-Figen Yüksekdağ liderliğinde HDP çok daha güleryüzlü bir parti. HDP’ye oy vermeyen pek çok insanın artık partiye sempatiyle baktığını gözlemleyebiliyoruz. Bugün Türkiye’de “en çok sevdiğiniz ikinci lider kim?” araştırması yapılsa (ki niye yapılmıyor?) Demirtaş’ın birinci çıkabileceğini tahmin ediyorum. HDP’nin güleryüzlü ve uzlaşmacı tavrını hiç bozmaması lazım.

3) HDP yerel seçimlere yanlış adaylarla girdi

Bu eleştiriyi yaptığım günden bu yana bu fikrim hiç değişmedi. HDP’nin S.S.Önder / Pınar Aydınlar adaylığı gerçek bir felaketti. Korhan Gümüş gibi, Ahmet Saymadi gibi isimlerin adaylıkları yanlıştı. İyi düşünülmüş politik stratejiler değil, eş-dost networkleri, İstanbul’un kankacılık ağları devredeydi.

Şimdi durum ne;

2015 seçimlerinde ne Önder, ne Aydınlar İstanbul’dan aday, bu isimlerin İstanbul seçmenine hiçbir şekilde hitap etmediği görülmüş demek ki. Hem İstanbul’da, hem Türkiye genelinde adaylar çok dikkatli ve stratejik bir şekilde, özellikle barajı geçebilecek şekilde seçilmiş. Bazı isimleri ben de yadırgıyorum ama Altan Tan’sız, Celal Doğan’sız yüzde on barajını geçmek çok zor. Baraj kalkana kadar böyle durumlar olacak ne yazık ki. Ama genel olarak aday dağılımı iyi. LGBTİ adayların daha fazla ve seçilebilecek yerlerde olmasını dilerdim.

4) HDP yerel seçimlerde kadın adayları kötü kullandı

O yazıda “HDP kadın adaylara garnitür muamelesi yapıyor” demiştim. HDP’nin o dönemki çatışmacı dilinin bayrağını taşıyanlardan Levent Pişkin beni “kadınlara hakaret etmek”le itham etmişti. Hatta onun gazıyla daha evvel destek verdiğim bir LGBTİ hesabının bana karşı kampanya yaptığını hatırlıyorum. İnsanların ağzıma söylemediğim bir lafı tıkmasını zaten sevmiyorum, bunu politik çıkarla, kasten ve özellikle hassas olduğum bir konuda yapmalarından ayrıca nefret ediyorum. O yazıda ben “kadınlar garnitürdür” demişim gibi bir hava, tekrar ediyorum kasten, yaratıldı. Oysa benim şikayet ettiğim HDP’nin kadın adaylara yaptığı muameleydi. Pınar Aydınlar’ın korkunç CNN Türk performansı sonrası bir daha televizyona çıkarılmaması, kadın adayların çoğu yerde adının bile geçmemesi hakikaten problemli durumlardı.

Şimdi durum ne;

HDP’nin aday listesindeki kadın oranı %48 ile Türkiye ortalamasının çok çok üstünde. Seçilebilir yerdeki kadın oranı daha az, onun da %50’yi bulması gerekir. Ama HDP bu konuda kredi kazandı bence. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ’dan daha görünür; Demirtaş başka bir erkek eş başkan olsaydı da daha görünür olurdu, ama yine de Yüksekdağ’ın görünürlüğünün artmasının gerektiğini düşünüyorum. Kadınlar HDP’nin çok önemli bir gücü, bunu mümkün olduğunca adaletli ve iyi kullanmaları önemli. Bir de bugün şuna rastladım, bir kadın futbolu sever olarak bayıldım tabii 🙂

Sonuç

Her seçimin kendi koşulları, kendi bağlamı var. Türkiye’deki politik dengeler, mevcut popülizm, rezalet seçim sistemi ve duygusal politik iklim nedeniyle bu koşullar, hep çetrefilli koşullar. Ben de her seçmenin yapması gerektiği gibi aklımı kullanıp doğru ve özenli bir tercih yapmaya çalışıyorum. Rasyonellik demokrasinin belkemiği, sarı öküzü. Sarı öküzü verdin mi, şimdi olduğu gibi delilik rejimi geliyor, ülke tımarhaneye dönüyor. Ben çevremdeki herkesin, sözüme değer verenlerin bu seçimde HDP’ye oy vermesini çok isterim. Türkiye’nin bu çılgınlıktan kurtulması için AKP’nin gerilemesinin şart olmasını geçtim, barış diye yırtındığımız bu günlerde Kürtlerin olmadığı bir parlamentoyu hiçbir akıl ve vicdan kaldıramaz, kaldırmamalı. 1991-1992’de bu ülkenin Kürt milletvekilleri kolundan tutulup Meclis’ten atıldı, partilerinden, hatta ülkelerinden kovuldular. 2015’te bundan bir adım öteye gidemiyorsak, bu ayıp hepimizin. Bu seçim, AKP’nin temsil ettiği 12 Eylül rejimiyle mücadele seçimi. Baraj da bunun bir parçası. O barajı yıkmadan ne 12 Eylül devletiyle, ne onun kulu ve elçisi AKP’yle hesaplaşabileceğiz.

O yüzden 2015 seçiminde oyum HDP’ye, oyumun takipçisi olmak üzere tabii…

image_pdf