Beşiktaş için köprüleri atma zamanı

Be?ikta? Gençlerbirli?i maç?Gezi Parkı?ndan başlayarak dört bir yana yayılan Haziran direnişlerinin en büyük faydalarından biri, gücünü 12 Eylül?ün eseri apolitiklikten alan steril orta yolculuğun kıymetini yitirmiş olması. Siyasal alan, artık din ve para gibi insanların kişisel alanının bir parçası olarak görülmemeye başladı. Politik konulardaki görüşlerimize artık hemoroid muamelesi yapmıyoruz ve yaptırmıyoruz. Bu, ülkenin demokratikleşmesi açısından iyi bir şey. Siyaset artık öcü değil, tu kaka değil, en önemlisi bir avuç laci takım elbiselinin ya da kariyer militanlarının elinde değil. Siyaset tabu olmaktan çıkınca, orta yolculuk da ister istemez taca çıkıyor. Herkesin farklı düşünebileceği ve bunları açıklamakta özgür olduğu fikri normalleştikçe laboratuvardan çıkmışçasına steril, kokmaz bulaşmaz insanlara her alanda daha az rast geleceğiz.

Bu zihniyetin kırılmasının en kritik sonuçlar verebileceği alanlardan biri spordu. Zira otuz yıldır apolitizm kılıfına sokulmuş bir tür latent şovenizm, devlet-sermaye iş birliğiyle kurulmuş spor oligarşisinin değirmenine su taşıyordu. Bir avuç adam (?adam? kelimesinin altını çizelim) herhangi bir etik kaygısı ya da kamu çıkarı gütmeden, giderek şişen bir piyasayı gönüllerince kontrol etmeye ve bundan para, güç, iktidar devşirmeye başladılar. Özellikle futbol bu işin şahikasına erdiği yer oldu. Kirli olduğu ayan beyan ortada olan bu düzenin sigortası olarak da ?kulüp milliyetçiliği?ni gazladılar. Taraftarlar kendi kulüplerinin başkanına, yöneticisine hesap sormadığı sürece bal gibi de olurdu bu iş. Enerjilerini de birbirleriyle kavga ederek çıkarabilirlerdi. Kavga çıktığında da sal polisi üstüne… Hem ?ayak takımı? taraftarlardan kurtul, hem kervanın yürüsün…

Futbol oligarşisinin uzaydan gelmediğini ve diğer alanlarda boy gösteren aktörlerin buraya da hakim olduğunu biliyoruz. Büyük futbol kulüpleri, inşaatçı başkanları ve imza attıkları kentsel dönüşüm projeleriyle zamanın ruhuna çok güzel uyum sağlamış vaziyetteler. Zaten bunun başka türlü olması da mümkün değil; Beşiktaş-Beyoğlu-Kadıköy ?inşaat ya resulallah? şiarındaki bir iktidarın göz bebeği olmak durumunda.
Ancak işler eskisi kadar rahat gidiyor denemez. Şike Operasyonu?nun planlandığı sonuçları vermemesi, Aziz Yıldırım?ın yerine örneğin Nihat Özdemir gibi hükümete yakın birini yerleştirme projesinin gerçekleşmeyerek özellikle Kadıköy çevresindeki orta sınıf taraftarı politize etmesi iktidar için aslında ilk alarm ziliydi. Daha sonra özellikle 1 Mayıs?tan itibaren polisin Beşiktaş taraftarına savaş açması ikinci dalga oldu. Sonrasında da Gezi direnişi ve Taksim?in işgaliyle ipler koptu. Türkiye tarihinde ilk kez tribünler net bir şekilde politize oldular. Bunun çeşitli nedenleri var. Birincisi; futbol taraftarları polis şiddetine diğer pek çok gruptan çok daha uzun süredir uğruyorlar ve polisle husumetleri çok daha fazla. İkincisi; alkol yasağı, fişleme gibi uygulamalar taraftarların doğrudan yaşam tarzına müdahale ediyor ve onları ?terbiye etmeye? çalışıyor. Üçüncüsü ise yukarıda bahsettiğimiz gibi büyük kulüplerin kurulduğu semtler AKP?nin inşaat çılgınlığının doğrudan hedefi. Dahası buralarda yaşayan taraftarlar Gezi direnişine katılanlarınkine oldukça yakın bir sosyal profile sahipler. Bütün bunlar konjonktürle birleştiğinde ise bugün yaşadığımız sonuçlar ortaya çıkıyor. Hükümet, taraftarların politizasyon sürecini nasıl engelleyeceğini şaşırmış durumda. Kimi taraftar gruplarını kendi taraflarına çekmeye çalışmaktan tutun saçma sapan yasak denemelerine kadar birçok fikir ortaya atılıyor.

TARAFTARA KARŞI HAVUÇ-SOPA TAKTİĞİ
Fakat buradan tribünlerin dört başı mamur bir siyasal bilince kavuştuğu sonucu çıkarılmamalı. Çünkü çok önemli bir eksik var. Taraftarların siyasi iktidara gösterdiği tepki, henüz futbol oligarşisinin kendi kulüplerindeki uzantılarına, yani başkan ve yöneticilere çevrilmiş değil. Oysa iktidar, taraftarları kontrol edemese de kulüpleri rahatlıkla kontrol edebiliyor. Kulüp yönetimleri, gerek ?kamu yararına dernek statüsü?nün getirdiği vergi muafiyetleri ve bunun dışındaki aflar, gerek yönetimlere sızan siyasi figürler, gerekse yöneticilerin iş bağlantıları nedeniyle hükümete olan diyet borçları nedeniyle son derece zayıf ve her an iktidarın kuklası olmaya teşne durumdalar. Dahası iktidarla futbol oligarşisi arasında nadiren çıkar çatışması olduğu için bunu gönüllü olarak yapıyorlar. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte, yönetimlerin taraftarlarını böyle günler için hükümetle ortak olarak çıkardıkları 6222 sayılı yasayı da kullanarak ateşe attığına tanıklık edeceğiz. Birçok açıdan en kritik durumdaki Beşiktaş?ta bu operasyon Fikret Orman yönetimi tarafından başlatıldı bile. Taraftarların direnişçilerin sopayla kovalandığı ve coğrafi olarak da çok sıkıntılı Kasımpaşa?ya gönderilmesi; hem Kasımpaşa?yla imzalanan protokolde, hem de kombine taahhütnamelerinde getirilen ve fikir babasının Muammer Güler olduğunu daha sonradan görebildiğimiz ?siyasi tezahürat yasağı? iktidarın ?terör örgütü? olarak gördüğü Çarşı?yı kıstırmak için inşaatçı başkanı ve kulübün stat projesini kullanacağını gösteriyor. Görünen o ki; hükümet yönetimi Çarşı?ya ve diğer Beşiktaş taraftarlarına karşı kullanmak için her zamanki gibi havuç ve sopa kullanacak. Yönetimin tavrına göre ödül de, ceza da stat projesi üstünden gelecek.

Stadyum inşaatı yalnızca Beşiktaş kulübünün mali geleceği için değil, aynı zamanda Fikret Orman?ın inşaat sektöründeki ikbali açısından da hayati önemde. Bu önem, İstanbul 2020?nin alınması hâlinde daha da artacak. Bu diğer kulüpler için, ama en çok Beşiktaş için geçerli. Beşiktaş taraftarı şu ana kadar Fikret Orman?ın bu süreçteki rolüne hazır olduğunu gösterecek herhangi bir adım atmadı. Serdar Bilgili ve Yıldırım Demirören?in Beşiktaş başkanı olarak kazandığı statüyü paraya ve güce tahvil etmekteki mahareti düşünüldüğünde, benzer bir pasiflik bu kritik süreçte yalnızca kulübün değil, semtin de aleyhine olabilir. Şu an Beşiktaş taraftarını geri durmaya iten büyük oranda stat projesi gibi gözüküyor. Ancak Fikret Orman?ın stadyum üzerinden kazanacağı tüm puanların iktidarın isteğiyle taraftara, özellikle de Çarşı?ya karşı kullanılacağını görmek için de müneccim olmak gerekmiyor.

Beşiktaş taraftarı, sahip olduğu güçle bugüne kadar semtteki ve kulüpteki pek çok yanlışı engelleyebilir, Bilgili ve Demirören dönemlerinde yaşananların meydana gelmesini önleyebilirdi. Ancak onlar sportif başarıyı ön plana çekip, ?aman takıma zarar vermeyelim? mantığında kalınca, Beşiktaş ismi kullanılarak mafya babaları yurt dışına kaçırıldı, kentsel dönüşüm projeleri yapıldı, kulüp üzerinden çıkar sağlayanlar aldılar, yürüdüler. Artık bu orta yolculuğun sonuçları da çekilir gibi değil, bunun yapılacağı dönem de geçti. Beşiktaş taraftarı şunu anlamalı; ya yıllardır atamadıkları köprüleri atacaklar, ya da futbol oligarşisi kendilerine savaş açtığında gafil avlanacaklar.

*4 Ağustos tarihli Evrensel Pazar’da yayımlanmıştır.