"Enter"a basıp içeriğe geçin

?sen en güzel duyguların katilisin?

Millî takımlar biraz sorunlu varlıklar. Eğer ulusla aranız çok sıkı fıkı değilse, ulusal takımla bağ kurmakta biraz sıkıntı çekebiliyorsunuz. Bir şeyleri paylaşmıyorsanız ?bizim oranın çocukları? olmaları bazen desteklemeniz için yetmiyor. Ben Fatih Terim?in ?yetersiz milliyetçi? olarak isimlendirdiği insanlardan biri olarak bu sıkıntıyı çok yaşadım. Millî takım nadiren içime sinmiştir, nadiren içten desteklemişimdir. Ya yaratılan milliyetçi hezeyandan canım sıkılmıştır ya da oynayan oyuncuların kafa yapıları hoşuma gitmemiştir.

Mesela, belki dedeleri Cezayir?de neler yapmış bembeyaz çocukların sırtına ?Zidane? yazılı formayı giydiren, politikada ve medyada reva görülmeyen temsiliyeti sokakların farklı renklerdeki çocuklarına sağlayan Fransa takımını hep sevmişimdir. O yeşil sahaya çıkabilmek için dikenli tellerden atlamak zorunda kalan Filistin ve Lübnan gibi takımları da…

Ben Avrupa Şampiyonası?nda oynanan Türkiye-Almanya maçında çok üzüldüm, çok çok üzüldüm. 2002?de Lefter?le beraber ayrı bir yere koyduğum İlhan o golü attığında ne kadar sevindiysem, bu sefer de o kadar kahroldum.

Çünkü bu takım, son üç maçtaki mucizelerden de güzel ve epik bir maç oynadı o gece. Hollanda?yı sahadan silen Rusya?ya haksızlık olmasın ama kırmızı formalı takım ilk yarı herhalde bu turnuvada oynanabilecek en güzel futbolu oynadı. Bu futbola karşı bile sahadan mağlup ayrılmayacak tek bir takım olabilirdi, şansa karşıda o takım vardı. Maçı da kazandılar zaten.

Almanları ilk ve son tutuşum
Hayatımda hatırladığım ilk büyük kupa Meksika 1986?dır. O zaman Almanları tuttum, bir daha da tutamadım. 1990?da Kamerun ve son birleşik Yugoslavya elenirken onların kupayı almasını hazmedemedim. Sonra 1996?da aynı hissi tüm zamanların en sevimsiz golcülerinden Bierhoff, altın golü attığında yaşadım. Daha sonra 1982?deki o güzelim Cezayir?e karşı neler yaptıklarını, dünyanın en utanç verici maçını nasıl ayarladıklarını öğrendim. 2002?de Kore?ye, 2006?da Arjantin?e olanları gördüm, ikisi de güzel oynadı ve Almanya?ya kaybettiler. Ben büyüdüm kocaman oldum, Almanların turnuvada insana sıcak gelebilecek tüm takımları eleme huyu hiç değişmedi. O küçücük profesyonel faulleri, itip kakmaları, hiç oynamadan attıkları golleri hiç değişmedi. Hani çocukken sahilde kumdan kale yaparsınız da, sinir bozucu, şımarık bir çocuk gelir tekmeler ya, işte futbolda Almanya odur benim için. O gece kırmızı formalı çocuklar çok güzel bir kale yapmışlardı, kenarına gazoz kapaklarından süsler, dondurma çubuklarından bayrak direkleri koymuşlardı. Sahilden koşa koşa geldi, tam ortasına ayağını basıp kahkahalar atarak gitti o uyuz çocuk.
Yanlış anlaşılmasın, tepkim Alman halkına değildir. Aksine, Almanya?daki Türkler ve Almanlar harika bir birarada yaşam sınavı verdiler. Tribünlerde üç çizgili bayrağın kırmızısına yerleştirilmiş ay-yıldızı görmek için bile şu maçı yaşamaya değerdi. Hasreti olduğu için Türkiye?yi, evi olduğu için Almanya?yı seven Türkler ve yine evi olduğu için Almanya?yı, arkadaşlarının içinde bir parça olduğu için Türkiye?yi seven Almanlar. Biz dünyanın en cömert topraklarında yüzlerce yıldır beraber yaşayarak bile hâlâ birbirimizi dışarı itmeye çalışırken bir elinde döner, diğer elinde bira tutan Alman arkadaşa nasıl kızabilirim ki? Ama çocukluğumdan beri sevdiğim tüm takımlar Almanya tarafından eleniyor ve ben üzülmekten başka bir şey yapamıyorum.

Alman takımını sevmeyişimin nedeni, zayıf parmaklı çocukların da kumdan kalelerinin güzel olabileceğini kanıtlamasına izin vermemesi. Oysa o kaleler, o çocuklar için pahalı oyuncaklardan çok daha değerli ve onlar da biliyor ki hiçbir kale uzun süre dayanmayacak. Yalnızca bir süre için bir şeyi başarmış olmanın tadını hissetmek, sahile ulaşan ilk büyük dalga gelinceye kadar, yalnızca bu kadar. Biliyorum ki, bu kırmızılı çocukların yaptığını hemen Çanakkale?ye, Dumlupınar?a benzetecekler. Viyana?yı kuşatan üçüncü kuşak Osmanlılar?dan tutun da, ürkmüş Avrupalılara korkunç bakışlar savuran Türko?lar diyecekler. Oysa ben, onları zayıf parmaklarıyla kumdan kaleler yapabileceklerini düşündükleri için sevdim.
Ama futbol, 22 kişiyle oynanan ve sonunda Almanların en güzel duyguları katlettikleri bir oyundur.

* Radikal 2’de yayınlanmıştır. Link

Tek Yorum

  1. Ömer Özlü Ömer Özlü 06/07/2009

    Bugün o maçın gollerini tekrar seyrettim. Hakikaten de çok yazık olmuş bizim takıma, bir İspanya – Türkiye finali tadından yenmezdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.