"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aziz Yıldırım’ın savunması ve bir mikro-ulusun kurgulanmış tarihi

Ulusçu tarih anlayışıyla yetiştirilmiş bir insan topluluğunun takıntı derecesindeki her zaman haklı olma ihtiyacı ve bunun için geliştirdiği savunma mekanizmaları (inkâr ve karşı saldırı) birer ?mikro-ulus? olarak tanımlayabileceğimiz futbol kulüplerinin taraftlarlarına ister istemez doğrudan etki eder. Şu söylenebilir; futbol taraftarlarının olaylar karşısındaki tavrı, içselleştirilmiş inkâr ve fanatizm duyguları temelini altı yaşından itibaren gerçekleşen kesintisiz beyin yıkamadan almaktadır. Bu nedenle ulusçu tarih anlayışını eşelemekte fayda var. Örgün tarih eğitiminin Türkiye halkının maruz kaldığı en sürekli propaganda olduğunu düşünürsek, bunun genel algıya etkisini ve futbol taraftarlığına yansımasını yadsıyamayız. Dahası, Şike Davası’nda taraftarların aldığı tutumları çözümlemede ulusçu tarihin yöntemlerini anlamış olmanın yardımı büyük olacaktır.

Benedict Anderson’un tanımından gidersek, ?Ulus hayal edilmiş bir siyasal topluluktur. Kendisine aynı zamanda hem egemenlik, hem de sınırlılık içkin olacak şekilde hayal edilmiş bir cemaattir.?[ref name=”source1″]Benedict Anderson, ?Hayali Cemaatler?, Metis, 1993, s.20[/ref] Burada ?hayal edilmiş?ten kasıt şu; ulusun bireyleri ulusun oluşturduğu bütünlüğü tanımayacak olsalar bile o bütünlüğün hayalini yaşamaya devam ederler. Biraz daha anlaşılır olması için Vamık Volkan ve Norman Itzkowitz’in ?çadır? benzetmesinden devam edelim. Buna göre, ulus bir çadırdır, tüm bireyleri kapsayan ortak ?iyi?dir. ?Seçilmiş travma ve zaferler?in bir araya getirdiği bireyler normal koşullarda bu çadırın altında normal hayatlarını sürdürmeye devam ederler; herhangi bir tehdit anında ise bu bireyler çadırı sağlam tutmak adına çadırın direğine yaklaşıp ortak hareket sergilerler.[ref name=”source2″]Vamık Volkan ? Norman Itzkowitz, ?Türkler ve Yunanlılar?, Bağlam, 2002, s. 20-26[/ref] Bu alegoride tehdit algısına verilen özel önem, bir ?mikro-ulus? olarak Fenerbahçeliler’in son dönemde sergilediği tutum ve tavırları açıklamakta epeyce faydalı. Ama onu şimdilik bir kenara koyup, ulusçu tarih konusunda bize faydalı olacak kısma, yani ?seçilmiş travma ve zaferler?e konsantre olalım.

Yine Volkan ve Itzkowitz’ten devam edersek, ?Hem seçilmiş zaferler, hem de seçilmiş travmalar çocuk tarafından anne sütünü içer gibi içe atılır. …Bunlar etnik kimlik duygusunu sarsılmaz bir şekilde biçimlendirirler.?[ref name=”source3″]Vamık Volkan ? Norman Itzkowitz, ?Türkler ve Yunanlılar?, Bağlam, 2002, s. 24[/ref] Yani şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; eğer ulus hayal edilmiş bir cemaatse, ulusçu tarih de ?seçilmiş? yani kurgulanmış bir tarihtir. Sonuçtan, yani sınıfsal ayrımlardan azade kaynaşmış bir ulusun ortaya çıkmasından kendisine belirlediği başlangıç noktasına döner ve arayı eldeki tarihi verilerden ya da tevatürlerden oluşan ?seçilmiş? bir kolajla doldurur. Ezeli ve ebedi bir ?ulusal kültür? için tarihin devamlılığı gerekir. Ulusçu tarihin amacı, Herkül Millas’ın dediği gibi ?ulusal ideolojiye yaraşır bir ulusal tarih yaratmak ve ulusal ideolojiyi güçlendirmektir.?[ref name=”source4″]Herkül Millas, ?Yunan Ulusunun Doğuşu?, İletişim, 1994, s.22[/ref]

Bunun günümüze ve Aziz Yıldırım’ın mahkemedeki savunmasına nasıl yansıdığına gelirsek… Aziz Yıldırım’ın mahkemede sunduğu ve özellikle 1908-1950 arasındaki döneme, yani modern Türkiye tarihinin (ve Fenerbahçe tarihinin) başlangıç noktasından tek parti döneminin bitişine (ve Fenerbahçe’deki Şükrü Saracoğlu başkanlık döneminin bitişine) kadar yaptığı referanslar, ulusçu tarihin kurgu merakına pürüzsüz bir örnekti.

Aziz Yıldırım, savunmasına soruşturma sürecinde uğradığı kişisel hak ihlâllerini -yerden göğe haklı olarak- sayıp dökerek başladıktan sonra on dördüncü paragraf itibarıyla Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihinden bahsetmeye başladı.[ref name=”source5″]Savunma metni için: http://www.fenerbahce.org.tr/fb2008/detay.asp?ContentID=28044[/ref] Dilerseniz buradan sonrasını çözümleyerek gidelim.

Aziz Yıldırım, 14.-17. paragrafta 1907 yılında bir genç tarafından kurulan takımın dört sene içinde yenilmez bir şampiyona dönüştüğünü ve Altıyol’daki lokalin kiralandığını anlatırken, bunun nasıl ve kimin sayesinde olduğunu söylememeyi tercih ediyor. Aziz Yıldırım’ın ?seçki?sine girmeyen kısmı dolduralım. Fenerbahçe ilk kurulduğu yıllarda ciddi maddi sıkıntılarla yüz yüze kalmış, 1909’da kulübün temel direklerinden antrenör Dalaklı Hüseyin ve Horace Armitage Kadıköy kulübüne geçerken, Fenerbahçe’nin ?adı ve renkleri tarihe karışacak şekilde? Üsküdar kulübüyle birleşmesinin önüne son anda geçilmişti.[ref name=”source6″]Rüştü Dağlaroğlu, Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi: 1907-1957, s.17[/ref] Dağılmanın eşiğine kadar gelen Fenerbahçe’nin imdadına İttihat ve Terakki yetişmiş, İttihatçı Elkatipzade Mustafa Bey’in ardından örgütün önde gelenlerinden Fuat Hüsnü Bey, kardeşi Galatasaray üyesi Hamit Hüsnü Bey ve Mustafa Kemal’in Fenerbahçe ziyaretinde kendisine nezaret edecek olan Sabri Bey kulübe üye olmuştu[ref name=”source7″]Mehmet Ali Gökaçtı, Bizim İçin Oyna, İletişim, 2008, s.37-50[/ref]. Aynı şekilde Altıyol’daki lokal de bizzat Elkatipzade tarafından kiralanırken, Osmanlı şehzadelerinden Osman Fuat Bey de kulübe fahri başkan yapılmıştı. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe ulusu aylardır kulübe yapılan siyasi müdahalelerden şikayet ederken kulübün tarihindeki ilk başarıların İttihat ve Terakki örgütünün ve saray şehzadelerinin tam himayesi altına girildikten sonra geldiğinden herhalde bahsetmek istemedi.

Yıldırım, 18. paragrafta 1920’lere gelerek 1923’te oynanan ve hem Fenerbahçe, hem Türk spor tarihçiliğinin ulusçu yazıcılığının sarsılmaz mitlerinden General Harrington Kupası’ndan bahsediyor. Ulusçu spor tarihçileri tarafından yere göğe sığdırılamayan ve bir Sovyet propaganda harikası olan II.Dünya Savaşı’ndaki Dinamo Kiev’in Naziler’i yendiği ?ölüm maçı?na benzer bir anlatıyla aktarılan bu maçın, Lozan Barış Görüşmeleri sırasında, aylardır lig maçı oynayan Fenerbahçeli futbolcularla, kadrosunda dört kişi dışında futbolcu bulunmayan, beş yıldır ailelerinden uzak kalmış ve her an gelebilecek terhis haberini bekleyen işgal askerleri arasında oynandığını Aziz Yıldırım’ın bilmesini beklemek tabii haksızlık olur, hele ki Türkiye’de spor tarihi yazmış hemen hemen herkes bu gerçeği ?seçmemeyi? tercih ederken.

Aziz Yıldırım, bir sonraki paragrafta ani bir kronolojik dönüş gerçekleştirerek, 1918’de Mustafa Kemal’in kulübe yaptığı ziyaretten ve işgal dönemindeki maçlardan bahsediyor. Mustafa Kemal’in ziyareti, o değeri tartışılmaz General Harrington zaferinden beş sene önce gerçekleşmişken bunu sanki tam tersiymiş gibi anlatmanın yarattığı anakronizmi de, içerdiği ajitasyonu da burada tartışmaya gerek yok.

Aziz Yıldırım, 21. paragrafa ulaştığında, kulüp sitesindeki savunma metninde büyük ve koyu harflerle vurgulanan sadede geliyor. Bu sadet dediğimiz, aynı zamanda geride kalan bölümde ulusçu tarih yazıcılığının varmayı hedeflediği amaca da işaret ediyor; ?Benim ve değerli yönetici arkadaşlarımın itham edilmesinin nedeni kanaatimce yüz yıldan bu yana Fenerbahçe?nin sürdürdüğü bu temiz, ülke sever ve ATATÜRKÇÜ YOLDA BİZ FENERBAHÇELİLERİ ÇEVİRME GAYRETİNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.?

Bu noktada Aziz Yıldırım’ın tahayyül ettiği Fenerbahçe ulusunun ülküsünün Atatürkçülük olduğunu öğreniyoruz. Bunu Aziz Yıldırım Fenerbahçeliği’nin ?ezeli ve ebedi haklılık? kaynağı olarak not alalım. Yalnız ilginçtir ki bu ülkü, tâ 1907 yılından, yani Mustafa Kemal Şam’daki 5. Ordu’da Lüfti Müfit Bey’in yanında staj yaparken[ref name=”source8″]Celal Erikan, ?IV. Suriye’de Başlayan Görev?, Komutan Atatürk, İş Bankası Yayınları, 2006, s.61-67[/ref] başlıyor. Tabii Fenerbahçe ulusunun geçmişinden geleceğin sonsuzluğuna uzanan ebedi Atatürkçülüğü söz konusuyken, üç-beş ya da on beş yılın hesabını yapmıyoruz.

Yine de Aziz Yıldırım 22. paragrafta 1940’lardaki Şükrü Saracoğlu başbakanlığına atlarken, biz onun bahsetmekten imtina ettiği yıllara yani Fenerbahçe’nin ezelden beri takipçisi olduğu Atatürk’ün devlet başkanlığı yıllarına gidelim. Aziz Yıldırım’ın ?seçmediği? kısımda, Erken Cumhuriyet kadrolarının Fenerbahçe’yle arasının çok da iyi olduğu söylenemez. Cumhuriyet kurulduğu tarihte Fenerbahçe başkanı olan Ömer Faruk Bey’in Osmanlı hanedanı üyesi olduğu için sürgün edilmesini, eski başkanlardan Doktor Nazım Bey’in ise Mustafa Kemal’e düzenlenen İzmir Suikasti’nde dahli olduğu gerekçesiyle idam edilmesini futbolla alakasız olaylar olarak ayrı bir kenara koyalım. Ancak 1924 yılında bir Galatasaray maçı sonrasında çıkan ihtilafta Fenerbahçe’nin Futbol Federasyonu’yla bağlarını kopararak ligten çekilmesini ve milli takımın Sovyetler Birliği turnesini boykot etmesini herhâlde hatırlamak gerekir[ref name=”source9″]Mehmet Ali Gökaçtı, Bizim İçin Oyna, s.92.[/ref] 1930’larda ise Türkiye’de spor yönetimi Nazi Almanyası’nın spor bakanı ve 1936 Berlin’deki meşhur ?propaganda Olimpiyatı?nın mucidi Carl Diem gibi isimlerin katkısıyla Avrupa’daki otoriter rejimler model alınarak yeniden şekillendirildiğinde[ref name=”source10″]Yiğit Akın, ?Not Just A Game?: Sports and Physıcal Educatıon in Early Republican Turkey (1923-51) , Yüksek Lisans Tezi, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü, 2003, s. 58[/ref], Fenerbahçe’nin zaten spor hayatında öncü bir rol üstlenmesi mümkün değildi. Zira, hem 1932-36 arası oluşturulan ve yurt dışı turnelerine çıkarılan Halkevleri Karması, hem de adını bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu ve iki kez ziyaret ettiği, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın üst düzey yetkililerinin Galatasaray’dan ayrılarak kurduğu Güneş aracılığıyla devlet sporu kendi kontrolüne alıyor ve büyük ihtimalle de Naziler’in Schalke 04 projesine benzer bir futbol projesi yaratmaya çalışıyordu. Bu noktada özellikle 1930’ların başında hem Galatasaray’a, hem Fenerbahçe’ye devletin tutumu oldukça sertti; belli ki kendi kurdukları kulübe bu kadar popüler rakipler istemiyorlardı. İş, 1934’te yine olaylı bir Galatasaray maçı sonrası milletvekili Halit Bayrak’ın Fenerbahçe’nin kapatılmasını talep etmesine kadar vardı. Fenerbahçe, bu olay sonrasında yirmi yıl önce yaptığı gibi yine siyasi iktidarın himayesine girmek zorunda kaldı. 1929 yılında Adalet Bakanı iken gözden düşen İttihatspor’un elinden sahasını alarak Fenerbahçe’ye veren Şükrü Saracoğlu kulübe başkan yapıldı. Tıpkı Elkatipzade’nin gelişinde olduğu gibi bu siyasi himaye Fenerbahçe’nin talihini değiştirdi ve bugün hâlen kullanmakta olduğu stadın arazisinin mülkiyetini de kazandırdı. Bu stadyum meselesinin Aziz Yıldırım’ın savunmasında bahsi geçmese de, Fenerbahçe ulusunun resmi tarihinde saklandığını söylemek haksızlık olur.[ref name=”source11″]http://www.fenerbahce.org.tr/fb2008/detay.asp?ContentID=27206[/ref]

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin ?seçilmiş? tarihini anlatmaya 23. paragrafta son verirken kulübe hizmet veren kimi başkanları sayıyor. Tam listesi Ali Naci Karacan, Sayit Selahattin Cihanoğlu, Ali Muhittin Hacı Bekir, Osman Kavrakoğlu, Medeni Berk, Faruk Ilgaz, Şükrü Saracoğlu, Zeki Rıza Sporel olan bu isimlerden Kavrakoğlu’nun başkanlık döneminde iktidardaki Demokrat Parti’nin milletvekili, Medeni Berk’in 1960 Darbesi’ne kadar başbakan yardımcısı, Faruk Ilgaz’ın Adalet Partisi’nin iktidar döneminde İstanbul il başkanı, Şükrü Saracoğlu’nun CHP iktidarında başbakan ve Zeki Rıza Sporel’in yine iktidar döneminde Demokrat Parti milletvekili olması hâliyle ilginçtir. Daha ilginci ise Aziz Yıldırım’ın siyasi himayenin yapı taşlarını bir bir sayarken, spor kökenli ?Yavuz? İsmet Uluğ’u unutması olabilir.

Aziz Yıldırım’ın ?Fenerbahçe Cumhuriyeti?nin ?seçilmiş? tarihini yazarken yaptığı ayıklamaları ve tahrifatı bu kadar derinlemesine inceleme nedenimiz, bunun tek ve daha önce rastlanmamış olması değil. Aksine, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından altı cilt olarak hazırlatılan Türkiye Futbol Tarihi külliyatı incelendiğinde, bu ülkede futbolun yönetici kurumu Türkler’in ayağına daha top değmeden yıllar önce bugün gökdelene dönüştürülmeye çalışılan Alsancak Stadyumu’nun arazisindeki sahada binlerce kişinin izlediği Olimpiyat benzeri yarışmalar ve futbol turnuvaları düzenleyen İzmirli Rumlar’ın yok sayıldığı, Türkiye’de futbol etnik Türkler üzerinden anlatılarak bu ülkenin spor kültürüne hizmeti geçen azınlıklara karşı nasıl bir ayrımcı tutum takınıldığı görülecektir. Diğer spor kulüpleri hakkında yazılmış herhangi başka bir tarih kitabında da ulusçu tarih anlayışının kurguya dayanan anlatısına rastlanabilir. Hatta diyebiliriz ki, birkaç çok kıymetli eser dışında hemen her çalışma, Türkiye’deki neredeyse bu tek tarih akımının tuzaklarına düşmüştür.

Aziz Yıldırım’ın savunmasını incelenmeye değer kılan, ?mikro-ulus? olarak farzedilebilecek kulüplerin tarihlerinin nasıl bilinçli bir şekilde ulusçuluğun ?seçilmiş travmalar ve zaferler? takıntısına kurban edildiğidir. Bu kuşkusuz o ?bir harekette sokağa dökülecek? halk kitlelerinin motivasyonunu yükseltmeye, onları ?kulüp milliyetçiliği?nin hisleriyle doldurmaya yönelik kasıtlı bir stratejinin ürünüdür.

Bu noktada şunu sormak gerekir. Bu işin ucunda nasıl bir amaç vardır ki, milyonlarca insanı fanatizmin kollarına atmak böylesine mümkün olabilmektedir? Şu son altı ay içinde hiçbir zaman olmadığı kadar fanatizme ve izansızlığa teslim olmuş futbol ortamına böylesi bir hoyratlıkla nasıl gaz verilebilmektedir? Bu kontrol edilemez enerji istenmeyen olaylara sebebiyet verirse bunun önüne kim geçebilir?

Aziz Yıldırım’ın savunmasında kurguladığı tarih yazıcılığı kritiktir; çünkü zaten ulusçu tarihin ulus-devletin yaptığı gelmiş geçmiş tüm yanlışları sistematik olarak akladığı, inkâra ve karşı saldırıya dönüştürdüğü bu ülkede, o korkunç sorumsuzluk anlayışının halkın en popüler eğlencesini kaplamasına neden olmaktadır. İnsanların oluşturduğu her yapıda kaçınılmaz olarak olabileceği gibi Fenerbahçe’nin tarihinde de pürüzler, sıkıntılar, yanlış kararlar olabileceği ihtimalini, sırf kendi haklılığını sağlama almak adına yok saymakta, Fenerbahçe’nin tarihi boyunca yaptığı her şeyin doğru olduğunu iddia etmektedir. Eğer bu ülkede futbol taraftarları, ezeli ve ebedi bir haklılığın gölgesine sığınırsa, zaten fanatizmle doldurulan kitleleri yanlış yapmaktan ne koruyabilir? İşte bu soruya cevap verebildiğimiz ölçüde güvenli ve sağlıklı bir futbol ortamından bahsedebiliriz.

6 Yorum

  1. Bora Sezen Bora Sezen 22/02/2012

    Bir fb taraftarı olarak dört dörtlük buldum çözümlemenizi, tebrik ederim öncelikle? Benim gibi olumlu görüş belirtecek insanların büyük çoğunluğunun rakip takım taraftarları olacak olması, benim şu an böyle bir vurgu yapıyor olmam, bazısının bir ideoloji, bazısının bir insan, bazısının doğduğu şehir, bazısının okuduğu gazete, bazısının desteklediği siyasi parti için kendi içinde benzer bir seçilmiş tarih anlayışını güdüyor olması ve dolayısıyla bu anlayışın hayatın bir yerinde bizi mutlaka yakalıyor ve içine çekiyor olması sizce salt insan olmanın bir sonucu mudur, yoksa tüm bu içsel olgular dayatma kökenli midir?

  2. Ahmet Hadi Ahmet Hadi 21/03/2012

    Emek harcanmış, güzel bir çalışma. Bana cemaat yazarlarının, sürekli yaptıkları Cumhuriyetin kuruluş yılları olan, tek parti dönemini kötüleme, dersim isyanının bastırılmasından, varlık vergisine kadar, tek parti döneminde alınan kararları kıyasıya eleştirme ve suçlama yazılarını hatırlattı.

    Şahsen siyasi fikrinizin, duruşunuzun ne olduğunu bilmiyorum. Aziz Yıldırım savunmasında, Atatürk’ün Fenerbahçeli olma gerçeğinden ve bu gerçeğin bugün iktidarı, ki burada siyasi iktidarı kastetmiyorum, gücü elinde bulunduranların da Atatürk’ten pek haz etmemesini kullanmak üzere hamaset yapmıştır.

    Bu kadar yargısız infaza uğrayan, bir insanın savunmasında biraz hamaset yapmasını çok da yargılamamak gerekir diye düşünüyorum. Eğer mahkemede, suçlandığı maçlarla ilgili, gerçek anlamda bir savunma yapmasaydı, bu hamaseti eleştirme hakkınız olabilirdi.

    Ama hangimiz veya hangi insan kendi kişisel geçmişini anlatırken, eğer ki çok dolu değilse, eğer ki çok ayyuka çıkmamışsa, kendisinin ve/veya örneğin ailesinin, olumsuz diye nitelendirebilecek konuları anlatır ki. Siz hiç yeni tanıştığınız birinin ve örneğin muhabbet sırasında, çocukluğunu konuştuğunuz sırada “benim babam acaip kötü bir adamdı. İçer içer annemi döverdi, bizi döverdi, annemi aldatırdı, biz çok mutsuz bir aileydik” “veya annem kötü bir kadındı” dediğini duydunuz. Büyük bir çoğunlukla herkes, kendi geçmişinden hep güzel konuları hatırlayıp, etrafına anlatmak ister.

    Özetle Aziz Yıldırımın savunmasından, Fenerbahçe tarihine laf geçirme çabası, gerçekten komik durmuş. Hele ki Fenerbahçe kıyaslayabileceğiniz, Galatasaray veya Beşiktaş tarihi hakkında bir tek cümle bile etmeden.

    • admin admin 21/03/2012

      Bu benim yazdığım: “Diğer spor kulüpleri hakkında yazılmış herhangi başka bir tarih kitabında da ulusçu tarih anlayışının kurguya dayanan anlatısına rastlanabilir. Hatta diyebiliriz ki, birkaç çok kıymetli eser dışında hemen her çalışma, Türkiye?deki neredeyse bu tek tarih akımının tuzaklarına düşmüştür.”

      Bu sizin eleştiriniz: “Özetle Aziz Yıldırımın savunmasından, Fenerbahçe tarihine laf geçirme çabası, gerçekten komik durmuş. Hele ki Fenerbahçe kıyaslayabileceğiniz, Galatasaray veya Beşiktaş tarihi hakkında bir tek cümle bile etmeden.”

      Yorumsuz…

    • admin admin 21/03/2012

      Bu arada Atatürk’ün Fenerbahçeli olduğuna dair somut tek bir delil yok. Biz yedi kişilik bir ekip bir sene boyunca -üstelik Fenerbahçeli olduğunu kanıtlamaya çalışarak- aradık, Atatürk’ün futbolla ilgilendiğine dair bile tek bir delil bulamadık. İlgilenmediğine ve hiç anlamadığına dair delil bulduk. Diğer taraftan Atatürk illa bir takım tutsaydı, bu tasfiye ettiği İttihatçılar’ın cirit attığı Fenerbahçe değil, en sıkı Kemalistlerin kurduğu Güneşspor olurdu. Zira Atatürk Güneşspor’u diğer bütün kulüpleri ziyaret ettiğinden daha çok ziyaret etti ve kulübün adını da kendisi koydu. Zaten kulüp Atatürk’ün ölümüyle kapandı.

      Yazıda kulüp milliyetçiliğine dayanan tarih yazımının safsatalarını anlatıyorum, siz bana o safsataların en büyüğüyle geliyorsunuz. Açıkçası siz bu yazıları beyninize yerleştirilen palavralara eleştirel bakamadan okuyacaksanız, bence okumayın. Zaten ben de “aman fanatikler okusun da hiddetlensin” diye yazmıyorum. Gerçekler ağır geliyorsa, hayal dünyanızda yaşamaya devam edin. Yeter ki bunu benden uzakta yapın.

  3. mehmet mehmet 28/06/2012

    Fenerbahçe tarihi ile ilgili referanslarınızı gözden geçirmenizi rica ederim. İsterseniz birkaç kaynak daha okuyun… Diyelim ki sizin yazdıklarınız doğru, ancak Aziz Yıldırım’ın savunması iktidar-cemaat ekseninde olan ÖYM’lerde yapılıyor ve savunmalar taktik-strateji işidir. 
    Ayrıca fanatik taraftar yaratma derken 3 temmuzdan beri GS taraftarları yaratma/şekillendirme projesi hakkında ne düşünüğünüzü  de merak ediyorum…

  4. AHMET AYGÜN ATA AHMET AYGÜN ATA 11/05/2014

    DİYEBİLECEĞİM TEK ŞEY;REZİL BİR YAZI…ULUS DÜŞMANLIĞI KOKAN FAŞİZM…ULUSALCILIK NERENİZE BATIYOR…İŞGAL GÜÇLERİNDEN ÖVGÜ ALMAK İLERİCİLİK,DEVRİMCİLİK ADINI NE KOYARSANIZ KOYUN O MU OLUYOR?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.