"Enter"a basıp içeriğe geçin

dalbudak

Saat geceyarısını bir hayli geçmişti. İkisinin de gözünden uyku akıyordu. Telefondaydılar.

?Senin sevgilin olamazsam öleceğim? dedi adam. Bunu söylerken sitem yoktu sesinde, kırgın değildi, tehditkâr hiç değildi. Panik ya da dehşet de yaşamıyordu, erken öleceğini öğrenmiş, ne kadar isyan etse de bunun değişmeyeceğini kabullenmiş herkesin vâkurluğunu taşıyordu. Üzüldüğü belliydi yine de.

?Senin sevgilin olamazsam öleceğim.? Bu kez bir yanıt bekledi karşı taraftan. Onu kurtarabilecek bir küçük umut ışığı. Onu kurtarabilecek tek insanın gözlerine derin bir umutla bakmak isterdi şimdi, lâkin telefondaydı.

Karşı tarafta kadın yutkunuyordu ancak. Ne demek gerektiğini bilmiyordu. Adamın söylediğinin gerçekliğine inanmak zordu, oysa daha önce onun anlattığı en uçuk rüyalara bile inanmıştı. Ama şimdi onu öldüreceğine inanmak zor geliyordu. Onu kurtarabileceğine inanmıyordu, ama öldüreceğine de inanamıyordu. Adamın sesinden akan gerçeklik herşeyi daha da çaresiz yapıyordu. Bir kez daha yutkundu. Sesi mutlaka çatlayacaktı.

?Umarım başka birini beni sevdiğin kadar sevebilirsin? diye mırıldandı en yumuşak ancak hafif çatlak sesiyle.

Bu söz adamın sol göz pınarından bir damla yaşı serbest bıraktı. Gözyaşı burnunun kenarına bir sürü sözcüğün kursağına takıldığı anda yerleşti. İçindeki her şey hareket etti, bir lav lambasındaki küçük baloncuklar gibi. Sözcüklerin ve gözyaşlarının boşalttığı yere işsiz güçsüz umutlar yerleşti. Kadın anlamıyordu sanki söylediklerini, oysa netti her şey ve başka hiç bir sözcükle karıştırmıyordu, kadın anlayabilsin diye.

?Senin sevgilin olamazsam öleceğim.?

Bunu söylerken dallarının kuruduğunu hissetti. İçinde yeni bir şeyler ölmüştü, hissediyordu. Vücuduna can veren su, yavaş yavaş gözyaşlarına dönüşecekti ve kuruyup gidecekti sonunda. Küçük bir kızın hatıra defterinin arasına girecekti bir gün. Son izini uçucu bir çocukluk aşkında kaybedecekti. Oysa tuhaf bir şekilde ölümsüz bir aşk için ölüyordu ve hiç iz bırakamamış olmak çok kıracaktı kalbini.

?Senin sevgilin olamazsam öleceğim.?

Kadın bu cümleyi sessizliğinin buğusuyla karşıladı. İnanıyordu adama, ama onu kurtarabileceğine değil. Onun ölmesi değildi onu üzen, böyle düşünmesiydi aslında. Başka birini de sevebilirdi bir gün, o ona istediğini de verirdi hem. Tüm hayatının ağırlığını onun omuzlarına yüklemeye ne hakkı vardı? Bunları kendine sakladı, hiç bir şey söylemedi, sessizliği daha da buğulandı.

Adamın sağ gözünden kayan damla yere düştü sessizce. Kendi kayboluşunu gördü o damlanın öyküsünde adam, yok oldu onunla beraber. Dalları kırılmaya da başlamıştı aslında, kalbine bağlı olanlar ilkin. Nasıl dağılacağını düşündü, kalbi ve ona bağlanıp dalbudak salanlar eriyeceklerdi, er ya da geç. Bir mucizeye ihtiyacı vardı. İnanıyordu ama ümitsizdi artık bir taraftan. Yalnızca tek bir mucize, kadının onu anlamasını istiyordu. İçindeki her şey canlanacak, hiç olmadığı kadar yeşil olacaktı hatta. Son sağlam dallarıyla kalbine sarılmasına izin verse yeterdi. Biraz yaslanmaya ihtiyacı vardı, birazcık cansuyuna. Tekrar doğrulabildiğinde ikisinin kalbinin arasında tek bir dal bırakacaktı, üzerinde kuşlar oynasın diye. Ölmek üzereydi oysa ve tuhaf düşlerdi bunlar.

?Senin sevgilin olamazsam öleceğim? diye kahverengi kahverengi tekrarladı.

Kadın, ?hadi artık uyuyalım? diyebildi. Telefonu kapadılar. Telefonla beraber birkaç dalı daha kırıldı adamın, yere düştü. Biraz daha zor uyudu o gece adam, biraz daha eksikti üstelik. Bir gün kadının onu anlayacağını düşündü önce umutla, sonra da onun sevgilisi olamazsa öleceğini. Bir damla daha düştü sol gözünden, incecik bir dala çarptı, kalbine kadar giden bir ?çıt? sesinin kırgınlığıyla kapadı gözlerini.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.