"Enter"a basıp içeriğe geçin

Finansın ?fair-play?i olur mu yahu?

UEFA, geçtiğimiz haftalarda kendisine bağlı federasyonlardaki kulüplerin mâli yapılarını kontrol altına almak için bir grup ilkeye uyulmasını zorunlu hâle getirdi. ?Finansal fair-play? adı verilen bu paket, temelde şunu diyor; giderin gelirinden fazla olamaz, toplam bütçenin yüzde yetmişinden fazlasını transfere ayıramazsın, gelirin ancak transfer, naklen yayın, sponsorluk ve hasılat kaynaklı olabilir, başkanından ya da başka birinden para alıp bütçene katamazsın. Bunları ihlal edersen seni Avrupa Kupaları?na sokmam.

Görünüşte bu ilkeler gayet mantıklı ve futbolun ipten kazıktan çoktan kurtulmuş vahşi kapitalizmini dizginlemeye yönelik. Ancak parti şapkalarını takıp kutlamaya başlamadan önce sakin olup bir düşünmek gerekiyor. Zira bu düzenlemenin pek çok açmazı var ve bu açmazlar futbol endüstrisinin olduğu kadar kapitalizmin tâ kendisinin temelinden kaynaklanıyor.

Kuralların sistemik sıkıntılarını kurcalamaya başlamadan, UEFA?nın bu kuralları bu şekliyle uygulamakta epeyce zorluk çekeceğini hatırlatarak söze girelim. Avrupa futbolunun yöneticileri, görünürde son derece sıkı ve sert kurallar ortaya atıyorlar ama bu kuralların uygulamasını yine üye federasyonlara bırakıyorlar, yani ciğeri yine kediye emanet ediyorlar. UEFA?nın bünyesinde elliden fazla federasyon var, bunların hepsinin güç odakları ilişkileri kendine özgü. Bu kararları federasyonlara bırakmak demek, uygulamanın her yerde farklı şekilde gerçekleşmesi demek. İngiltere?de, Almanya?da, Fransa?da bu kurallar, tabii ki Ukrayna?dakinden, Rusya?dakinden, Türkiye?dekinden farklı uygulanacaktır. Kulüplere vergi cezası kesmekten aciz devletlerin, şike itiraflarından bile adalet çıkarmayı beceremeyen federasyonların bu maddi düzenlemeleri doğru düzgün uygulayabileceğine inanabilir miyiz? Kaldı ki, Türkiye?nin Beşiktaş?ı, Galatasaray?ı, Ukrayna?nın Dinamo?yu, Şahtar?ı Avrupa Kupaları?ndan men edip yerine alt sıra takımları göndereceğini aklınız kesiyor mu? Avrupa?da bunu yapıp ülke puanını düşürecek, kendi kendini ayağından vuracak kaç tane federasyon bulabilirsiniz? Hele sıralamada bizim bulunduğumuz orta sıralardan bunu yapacak kaç cengaver çıkar? UEFA diyor ki, ?dürüst ol, ben de ödül olarak senin Avrupa?daki takım sayını düşüreyim.?

Buraya kadarki kısım kuralların uygulanabilirliğiyle ilgiliydi. Bence daha önemli olan taraf ise kuralların aslında neyi hedeflediği. Velev ki bu kurallar her yerde, aynı şekilde ve harfi harfine uygulandı. Bu futbol kapitalizminden kaynaklanan hangi sıkıntıları, hangi adaletsizlikleri çözecek? Diyelim ki kulüpler gelirlerinin yüzde yetmişinden fazlasını transfere ayıramadı, gelirinden fazlasını harcayamadı, gelirleri yalnızca makul kalemlerden oluştu. Bu tabii ki dengeli ve denetlenebilir bütçeler demek. Bu sistemde ayakta kalabilmenin tek koşulu ise mevcut gelir kaynaklarını daha iyi kullanabilmek. Yani, bizim fötr şapkalı, banka müdürü futbol kapitalistlerinin tuğla kalındığındaki kitaplarında amentü gibi bin beş yüz kez tekrarladığı ?verimlilik? sözcüğüne geliyoruz. Bunun Türkçesi ?sinekten daha fazla yağ çıkarabilmek? oluyor. Futbolda günümüzde karşımıza çıkan sosyal uçurum, gelirleri arttırma hırsından kaynaklanmıyormuş gibi artık bu bir de zorunluluk hâline geliyor. Bir futbol kulübünün hayatta kalabilmesi taraftarına daha fazla para harcatabilmesinden geliyor. Taraftardan sayılmanın tek ölçütünün para harcayabilmekten geçtiği sistem, bu tip ehlileştirmelerle meşrulaştırılıyor.

UEFA?nın kuralları futbol kapitalizminin yarattığı adaletsizliği makyajlamakla kalmıyor, onu sorgulanamaz tek doğru hâline getirmeye de çalışıyor. Müşterileştirilemeyen taraftarların kulüplerine ve futbola yabancılaşması, büyük liglerle küçük ligler, büyük takımlarla küçük takımlar arasındaki uçurumun artması UEFA?nın derdi değil. Zaten büyükle küçüğün arasındaki farkın açılması kapitalizmin derdi değil, hedeflerinden biri. Göztepe?nin, Ferençvaroş?un, Crystal Palace?ın dramı futbol kapitalistlerine timsah gözyaşı bile döktürmüyor, ?Onlar da adam gibi yönetilseydi? deyip geçiyorlar. Günümüz futbolu, kapitalizme uygun yönetilmeyene yaşama şansı tanımıyor, yok olan kulüplerin yol açtığı erozyonu umursamıyorlar.

Avrupa futbolunun patronları bize yalnızca vahşi değil ehli bir kapitalizm sunuyor. ?Kapitalizmi kurallara bağladık, artık büyük balık küçük balığı kurallara göre yiyecek, peçete takıp çatal-bıçak kullanacak? diyor.

Yerseniz…

*1 Nisan tarihli Taraf Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.