"Enter"a basıp içeriğe geçin

içimdeki?

Evhamlıyım. Sürekli bende bir şeylerin yanlış gittiğinden şüpheleniyorum, ama doktora gitmiyorum. Doğrusu, doktora gitmekten korkuyorum, daha doğrusu bana neyimin olduğunu söylemesinden. Evet, ev yapımı evhamlarla çıldırmak daha zevkli değil ama yine de idare edilebilir bir tarafı var. Evham dalga dalga gelir, her şeyin kötü gittiğini hissedersin, endişelenirsin, ?aman canım iyiyimdir? dersin, geçer, sonra yine gelir. O aradaki boşluklarda nefes alırsın ki kendini bir sonraki dalgaya hazırlayabilesin. Böyle anlatınca zor geliyor biliyorum ama bisiklete binmek gibi, bir kere oturtunca sorun olmuyor.

Ama bu kez doktora gidiyorum. Bayıldığımdan değil, zorunda olduğumdan. İşe girerken ya da ehliyet alırken sağlık raporu istenmesinden nefret ediyorum. Bence evhamlılar için özel ehliyet çıkarsınlar, hiç bu külfetle uğraşmayalım. Bizimkisi sağlık raporsuz oluversin. Gerekirse özel plaka kullanabiliriz, diğer sürücülerin neyle uğraşmakta olduklarını bilmelerinde zarar yok, bilakis fayda var. Mesela evhamlıların plakasının kenarında iki eliyle yüzünü kapamış adam figürü olabilir. Belki ilerleyen zamanda bize özel park yerleri de konur, mesela duvar kenarıysa sünger kaplanmış olur, çıkarken ?arabayı çizersem? diye endişelenmeyiz. Evhamlı insanların hayatı zaten yeterince zor.

Belki doktora gideceğimi bir süredir biliyor olduğumdan, ama zaten iyi değilim. Bir süredir uyuyamıyorum, yemek yiyemiyorum, içimde sürekli bir daralma, bir nevî endişe, benim için normal, lâkin nedenini bilmiyorum. Öğrenesimin olmadığı kesin, ama şimdi doktora gidilecek ya, eninde sonunda öğreneceğiz. Doktor tam bana neyimin olduğunu söyleyecekken teatral bir ses tonuyla ?sürpriz olsun doktor? diye baskın mı çıksam acaba? Hani ultrasondan sonra bebeğin cinsiyetini öğrenmek istemeyen tipler gibi. ?Doktor, raporu alabiliyorsam ver, gerisini elleme? desem acaba kurtulabilir miyim? Hipokrat Yemini’nde ?illâ ki neyin olduğunu söyleyeceğim, söylemezsem Hipokrat çarpsın? gibi bir bölüm mü var, bilmiyorum ki.

Evhamlı insanın kriptoniti anti-septik kokusu. Sanki ortamı senden korumak için her tarafa sıkılmış gibi. Yoksa bir şeyin mi var? Zaten doktorun sana söyleyeceklerinden ürkmüşsün, bir de o koku, öf. Bir güzel tarafı, etraftaki herkes üniformalı. Tıp personeli doktor olanlar ve doktora benzeyenler şeklinde ayrılıyor. Çok dikkatli bakmazsan (ki bakma, bakarsan onlar da sana bakar) ayırt edememe ihtimâlin var. Yani doktorun muayenehanesine girinceye kadar, hazırlık maçları yapman olası. Bir süre sonra herkesin sana hastaymış gibi baktığından o kadar emin oluyorsun ki, doktorun muayene esnasındaki ?sen hastasın, evet? minvalli hareketleri batmıyor, yani göreceli olarak. Yine de beni çağırdıklarında irkiliyorum, neden irkilmeyecekmişim ki?

Doktor zorunlu hareketlerle başlıyor; kulak, ciğer filan. Rahatsızım bu durumdan, niye kulağıma baktı ki şimdi? Ben zaten insanların başkalarının kulaklarına bakmasına karşıyım, sırf bu yüzden saç uzatmışlığım var. Ama şimdiki bir mahremiyet sorunu değil, durup dururken kulağımda bir şey bulup çıkaracak, al başına belayı. Zaten bir sürü derdim var, bir de kulakla mı uğraşacağım? Sonra bir de çocukluktan kalma sendrom var. Acaba aşağıya bakacak mı? O da çok fena, çocuksun, doktora gidiyorsun, grip olmuşsun alt tarafı -bilemedin suçiçeği-, hop iç çamaşırının lastiğini çekip yarım saniyelik bir bakış atıveriyor. ?Sen gerçekten erkek olabilir misin?? mesajı mı verilmek isteniyor? O kadar kısa bir bakışta -yerinde olmaması dışında- nasıl bir sorun tespit edilebilir ki? Edilebilir mi yoksa? Ya vardıysa da vaktinde doktorun gözünden kaçtıysa? Of, of, of. Acaba ?bak ama öyle kısa değil, alıcı gözle bak? desem ne yapar bu doktor?

Ama doktorun ürolojik faaliyetlerle pek alâkası yok, kalbime konsantre olmuş durumda. Sanırım bir on dakikadır böyleyiz. Ama niye on dakikadır kalbimi dinliyor bu adam? Arada yer değiştiriyor, sonra geri dönüyor filan. Kalbimde sorun olduğunu adım gibi biliyordum ben zaten. Hep böyle bir sıkışma, sanki dayanamayıp gerilimden patlayacakmış gibi. Hayır, endişeden değil.

Neyse ki muayeneyi bitirdi, bence epeyce de uzun sürdü. Kesin kötü bir şey söyleyecek ama hiç değilse dokunmalı kısmı bitti. Belki söylemez, zaten muayene ederken de kasıldım kaldım, pek yardımcı olmadım. ?Ne hâlin varsa gör? der, raporu verir gönderir. Belki. Yani inşallah. Ben çoktan fitim ?ne hâlin varsa gör?e.

Şu ana kadar ?doktor? olarak andığımız adam yaşlıca, beyaz saçlı, kolormatik gözlükleri var. Elleri soğuk değildi, bu bir teselli, ancak fazla konuşmadı, bundan çok hoşlanmadım. Belki ben ceset gibi durduğum ve her dokunduğunda beni gırtlaklayacakmış gibi küçük çığlıklar attığım içindir. Ama bu sefer konuşacak, bir şeyler yazıyor, şimdi kaykıldı koltuğunda. Evet, konuşacak, muhakkak, bittim ben.

?İçinde bir sıkıntı hissediyor musun??

Bu kadarını ben de sorardım, iki saattir küçük krizler geçiriyorum yanında.

?İştah problemin var mı? Geceleri uyuyabiliyor musun??

Tamam buldu, kurtulamadık. Kesin kötü bir şey.

Kafa sallıyorum durmadan. Ağzım kaskatı kesildi, ne yapayım?

Artık söyleyecek kaçış yok, bari söylesin, neyse çıksın. Yok zaten geri dönüşü, buradan sonra ne olursa olacak artık.

?Kulaklarınızda iltihap var, temizletin ya da kendiniz gliserin damlatın.?

Bu antre olsa gerek, haydi hayırlısı.

?Bir de sırtınızdaki beni bir dermatoloji uzmanına gösterseniz iyi olur.?

Her halde bana cilt kanseri olduğumu söylemeye çekindiği için başkasına paslıyor.

?Ayrıca içinizde bir ağaç büyüyor.?

?Arbor inkrementum dediğimiz durum söz konusu. İçinizde iki buçuk senelik bir platanus orientalis olduğunu tahmin ediyorum, yani halk diliyle çınar ağacı. Dolayısıyla sonbahara doğru nus vermeye başlayacak. O dönemde göğüs kafesinizde karıncalanmalar yaşayabilirsiniz.?

Doktorun yaşadığım şoku anlayabilmesi için konuşabilmem gerek ama ben içimdeki ağacı hissetmekten başka hiçbir şey yapamıyorum. Zor bela ne yapmam gerektiğini sorabiliyorum.

?Bence bir dendroloji uzmanına görünmenizde fayda var. Son dönemde bu bilim dalı çok gelişti, artık çınar ağaçları hakkında her şeyi biliyorlar. Ağacınıza iyi bakmanız için en uygun tavsiyeyi onlar verecektir.?

Doktor, benim bu ağaçla yaşayamayacağımın farkında değil. Ben bu vücutla zor yaşıyorum zaten.

?Bu olgunluktaki bir platanus’u içinizden çıkarmamıza imkan yok. Ancak dilerseniz sizi ağacın dışından sökebiliriz. Bu çınarın gelişimini epeyce hızlandıracaktır. Yine de bana kalırsa dış kabuğa karışıncaya kadar bekleyin.?

Karışıncaya kadar dediği benim. Adam bana ?kabuk ol? diyor resmen. Ama başka çare de yok galiba. Ben biliyordum başıma bunun geleceğini.

Yine de kabul etmem gerekiyor, platanus’a karışmak, insan içine karışmaktan daha kolay. Bir kere çok dayanıklı; hava kirliliğinden, ağaç hastalıklarından hiç etkilenmiyor. Hızlı büyümediği zamanlarda canımı fazla yakmıyor, üstelik kendimi eskisinden daha sağlam hissediyorum. Bazen vücuduma el feneri tuttuğumda yeşil, sarı kabuklarını görebiliyorum. Yakın zamanda alev almak gibi bir planım da olmadığına göre sorun yok. İşe girme planlarını da bir kenara bıraktım. Vakti gelince gidip bir tarafta dikilmeyi planlıyorum. Ağaç olarak, insan olduğumdan daha özgürüm. Artık evham yok, korku yok, gelip bir köpeğin işemesinden başka derdim yok. Arada ilaçlamanı da yaptın mı, kurdu, haşaratı da musallat olmuyor. İnsan olarak tutunamadığım bir dünyaya Platanus Orientalis olarak kök salıyorum. Dünya dallarımın arasından akıp gidiyor, umursamıyorum.

4 Yorum

  1. Elvin Taşkıran Elvin Taşkıran 02/09/2008

    Tek kelime ile ”müthiş” 🙂

  2. r. eryılmaz r. eryılmaz 29/07/2009

    içindeki ağacı kağıda dönüştürmüş, üzerine de yazı yazmışsın. ayrıca ormanlar ülkemizin akciğerleridir sözü de bu olaydan sonra doğmuş olabilir. velhasılı güzel ama evham iyidir. evham olmazsa çokları doktora gitmez. doktor iyidir. iyileşen hastalık da iyidir. bir yerden bakınca her şey iyidir aslında…

  3. aysun aysun 17/01/2012

    yaa son paragrafta koptum.Bir kitap bekliyorum:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.