"Enter"a basıp içeriğe geçin

Jivela Crna Gora*

Karadağ, Yugoslav Federal Sosyalist Cumhuriyeti’nin eşit ama en mütevazi parçalarından biriydi. Sırplardan Boşnaklara, Arnavutlardan İtalyanlara kadar son derece parçalı bir etnik yapıya sahip bu federe cumhuriyet, Tito döneminde Yugoslavya’nın bir mikrokozmosu olarak görüldü. Herkesi kapsayan ve herkese eşit mesafede duran bir Karadağlılık kimliği yaratıldı ve Yugoslav üst kimliğinin altında, diğerleriyle eşit haklara sahip olarak yerini aldı. Etnik gerilimlerin Yugoslavya’yı yıkıp geçtiği 1990’larda bile nüfusun yüzde 60’ı kendisini Karadağlı olarak tanımlıyordu. Yugoslavya’nın yıkılmasıyla bu kimlik, hem üst kimliklere olan inancın sarsılması, hem de Avrupa’nın en gergin coğrafyasında ufacık bir ülke olarak kalmanın yarattığı tedirginlikle Sırp milliyetçiliğinin dümen suyuna girer gibi olduysa da, Miloşeviç’in devrilmesinin ardından tekrar toparlandı ve kısa sürede bağımsızlık yoluna girdi.

Günümüzün bağımsız Karadağ’ında, diğer tüm eski Yugoslav cumhuriyetleri gibi köklü bir spor kültürü var. Ancak Yugoslavya döneminde hiçbir zaman, hiçbir dalda, hatta en iyi oldukları su topunda bile Sırbistan ve Hırvatistan’ı geçemediler. Bugüne kadar hep bu iki ülkenin, hatta Slovenya’nın ve Bosna-Hersek’in gölgesinde kaldılar. Ancak, şimdi Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde maçların neredeyse yarısı geride kalmışken, çok zor bir grupta gol yemeden lider durumdalar. Bütün dünya onları konuşuyor.

Karadağ Milli Takımı, üç buçuk yıllık bir takım. Ülkenin tarihindeki iki büyük yıldızdan biri olan eski Milan’lı Dejan Saviçeviç’in federasyon başkanlığında örgütlendiler. Takımın ilk teknik direktörü ise diğer efsane, Kızılyıldız ve Benfica’nın eski yıldızı Zoran Filipoviç. Saviçeviç yönetimi, ilk üç yıl boyunca milli takım hocasına hiç karışmıyor, sonuçlar ne olur olsun arkasında duruyor. Filipoviç de 20-23 grubundaki Jovetiç, Pejoviç, Zverotiç, Vukçeviç gibi isimleri, Vuçiniç ve Delibaşiç gibi uluslararası tecrübesi yüksek isimlerle kaynaştırıyor. Takım içindeki oyuncuların yaşları farklı da olsa oynadıkları milli maç sayısı birbirine çok yakın. Tarihinde 25 kadar milli maç oynayan takımın kadrosunda 12 oyuncu 15 maçın üzerinde forma giymiş. Saviçeviç, Karadağ’ı ve Karadağ futbolunu çok iyi tanıyan Filipoviç’e sözleşmesinin bitiminde teşekkür ediyor, hocayı edebildiği kadar onore ediyor. Sonrasında da takımı Hırvatistan’la Dünya Kupası görmüş Zlatko Kranjçar’a emanet ediyor. Radikal devrimler, yakıp yıkmalar, bir günde takım ve hoca değiştirmeler yok. Hiç baskı altına almadan, acele başarı beklemeden oluşturulmuş bir takım ve yumuşak müdahaleler var. Saviçeviç, ülke futbolunu Milan’ı yönettiği gibi yönetiyor. Zarifçe ve dikkatli…

Ne yalan söyleyeyim, bizim çılgın Türkler’in futbola bakışından sonra Karadağ’a bakınca nefesim açılıyor. Bir yanda, koskoca Hiddink için ?Kovun bu adamı? başlığı atmaya utanmadığı gibi hâlâ çarpılmayan gazetecilerin olduğu, yenilgilerin isteri krizleriyle karşılandığı, sözüm ona gözümüz gibi baktığımız bir oyuncunun günde kiminle kaç kez seviştiğini tartıştığımız ve bunu yapmaya hakkımız olduğunu sandığımız bir ortam var ve Almanya’yı yenip, Azerbaycan’a beş çekecek bir takım çıkacağını sanmamız var. Bir de bir takım yaratıp ince ince işleyen, potansiyelini bildiği kadar haddini de bilen Karadağ var. Karadağ, yalnız bize değil uzun yıllar aynı çatı altında yaşadığı Sırbistan’a da ders veriyor. Josip Broz Tito öldükten sonra Yugoslavya’da hem ülkeyi gözüne kestiren Batı’nın, hem de yıllardır Yugolar’a diş bileyen Doğu Bloku’nun besleyip semirttiği gözü dönmüş Sırp fanatizmi bugün Sırbistan’da milli takıma maç bile oynatmıyor. Oysa, o coğrafyanın en eski Yugoslavya kokan parçalarından Karadağ, tıpkı Yoldaş Tito gibi gururlu ve mütevazi ilerliyor.

Biz de Sırplar’la beraber ağzımız köpürerek izliyoruz.

* Çok yaşa Karadağ

* 15 Ekim 2010 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Tek Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.