"Enter"a basıp içeriğe geçin

Maçtan başka her şeye dair bir yazı

BastetDünya Kupası?nda grup maçlarının son günü zaten sıkıcı damgası yemekle yememek arasında gidip gelen kupa için çok parlak sayılmazdı. İlk seansta Brezilya?nın olduğu G Grubu maçları vardı. Bu grupta kimin ne olduğu zaten belli olduğu için ilk seansı pas geçip günü daha can sıkıcı bir aktiviteye, alışverişe ayırmaya karar verdim. Madem zaten canım sıkılacak, bari alışveriş aradan çıksın, değil mi? Alışveriş merkezlerini sevmiyorum, yeni açılanların hiçbirisini bilmiyorum. Ofise yakın bir yerlerde Cevahir?in olduğunu öğrendim, nasıl gidildiğini geçen hafta beni yıllar sonra Metro City?e sokan ve bu nedenle konunun kompetanı saydığım Mustafa Taha?ya sordum. Malum, kupa boyunca Bağış ve Banuka?nın programına konuk oluyorum, mevzuya uygun giyinmek lazım. Almanya ya da Japonya?yla ilgili forma, tişört bir şey bulunabilir mi diye baktım, uygun bir şey bulunamadı. Zaten Adidas vs. bir şey alınca içim acıyor, ne kadar güzel görünürse görünsün çocuk işçi elinden çıkma bir şeye dokunmak bile kalp yakıyor. İsteksiz çıktım dolayısıyla, hiçbir şey almadan ofise geldim, yarına da artık uydururuz bir şey.

İkinci seanstan umutluydum aslında, İspanya-Şili iyi maç olacağı izlenimi veriyordu, hele İsviçre-Honduras maçında gol olursa iki taraf da iyice asılırdı. İlk yarıyı Açık Radyo?da Feryal ve Hakan?ın kadim dostluğu ve yeşil elma eşliğinde izledim, tabii hâliyle bazı pozisyonları muhabbet suyunda erittik. İspanya?nın ilk golü bunlardan biri oldu, Feryal?le eğlenirken bir baktık, top kaleye gidiyor, kaleci yok, defans yok, hepsi cumaya gitmiş, nerede yahu bunlar? Meğerse sol kanattan defans eşliğinde gelen cılız İspanya hücumuna kaleci gladyatörce çıkmış ancak uzaklaştırdığı top David Villa’ya yem olmuş. David Villa’dan rahatsız olma konusunda Franck Leboeuf’le yarış hâlindeyiz ama Villa ikimize de tur bindiriyor. İspanya ikinci golü de biz geyik durumundayken attı, aradan bir de kırmızı kart, zaten internetten spikersiz ve yoru(m)cusuz izliyoruz maçı, ne olduğunu anlamamız beş dakika sürdü, mesleğim spor spikerliği olsa yanmıştım! Neyse bu iki golü yarım yamalak görmemle beraber, bu yazının da maç yazısından başka her şeye benzeyeceği belli oldu. İkinci yarı için her zamanki gibi Eurosport’a döndüm, zira 23.30’da programım var, ona da hazırlanmam lazım. İki maçı iki ayrı ekranda açtım (ki tek ekranda istesek de açamıyoruz) ve izlemeye koyuldum. Bu arada ben Açık Radyo’dan Eurosport’a dönerken -ki arada 150 metre var- Şili gol atmıştı, böylelikle o golü de kaçırdım. Neyse ki İsviçre-Honduras maçında yaprak kımıldamıyordu, dolayısıyla orada gol kaçırmak mümkün değildi. Lakin iki maçtaki durum inceden uyku getiren, dikkat dağıtan bir manzara arz ediyordu. Ben de ne zamandır cesaret edemediğim bir telefon konuşmasını yapmaya karar verdim ki, heyecan olsun. İyi ki de yapmışım, hem iki maçtan o konuşma esnasında ve sonrasında da hayır gelmedi, hem de ben mutlu oldum, ki bu maçlar ancak yenilerek gruptan çıkmayı başaran ve averajı adeta karneyle verilmiş gibi gıdım gıdım hesaplayan Şili’yi mutlu edebilirdi. Yine de iki maçtan hiçbir şey anlamadım denemez. Birincisi; İsviçre atak yapamıyor. Onlara eğer İspanya, Arjantin, Almanya gibi bir üçlü düşseydi muhtemelen çıkarlardı o gruptan. Karşı taraf atak yapınca kontra atak yapmayı akıl ediyorlar, ama karşı taraf da atak yapmayınca ne yapacaklarını bilemiyorlar, iki taraf da birbirine öyle bakıyor. Bu aslında Alman sisteminin klasik sorunu, ne yapacaklarını çok iyi biliyorlar ama işler hesaplandığı gibi gitmediğinde hayat onlar için soru işareti. İşte bu yüzden Cermen ülkelerinde göçmenler var. Almanlar, Avusturyalılar, İsviçreliler kaskatı kaldığında devreye girip el yordamıyla günü kurtarmak için. Bu sefer olmadı lakin, yine de İsviçre’de alttan nefis oyuncular geliyor, gelecekleri parlak. Biraz daha hayal gücüyle İsviçre, Avrupa’nın Amerika’sı olabilir. İkinci öğrendiğim şey; İspanya’nın gol atmasını engellemek çok zor. Yenecekseniz İspanya’ya yediğinizden fazla atmanız lazım ve bunları daha gol yemeden atmanız lazım. İlk golü yerseniz, türbeye çaput bağlasanız kurtarmıyor.

Bir de ne öğrendim, insan mutlu olunca hayat çok daha güzel görünüyor. İspanya ve Şili bunun avantajını görebilir, ben kesin göreceğim, onu biliyorum. Bu hafta kupada pek çok kalbin kırılacağı bir hafta, çünkü eleme turları başlıyor, benim kalbim kırılmazsa sevinirim, bunu da Bastet’e istek parçası olarak yazdırıyorum.

Tek Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.