İlhami’yle bir gün parkta…

Geçen gün ilham meleğimle parkta bir bankta oturuyorduk. Kimse konuşmadı uzun süre. Kavga etmiş çiftler gibiydik.

?Aylardır hikaye yazamıyorum? diye söylendim, sessizliği bozarken.

?Ne yapayım?? dedi buz gibi bir sesle. Bir taraftan da elindeki bozuk paraları çıt çıt birbirine vuruyordu. Ne sinir bozucu.

?Sence senin hiç sorumluluğun yok mu bu konuda?? dedim.

?Senelerdir aşık olmuyorsun, ondandır.? dedi. Bunu söylerken dişleriyle dilindeki piercing’e vuruyordu. Piercing’ten nefret ederim, hele dilde oldu feci içim çekilir. Bir de öyle tık tık vurmuyor mu? Sahi ne zaman yaptırmış onu?

?İllâ aşık olmak mı lazım?? dedim. ?Aşık olunacak kızlarla hep otobüste karşılaşıyorum, farklı duraklarda iniyoruz, aramızda bir şey doğamıyor.?

?Kedini yaz? diye diklendi, ?anneni yaz, kafandan bir şey uydur, onu yaz, yok mu hiç hayal gücün?? Sesi yükselirken bir taraftan da yerde bulduğu iki parça köpüğü birbirine sürtüyordu. Köpüğe hiç gelemem, hani o elektronik aletlerin kutularından çıkanlar yok mu? Resmen beynim hışırdamaya başlamıştı artık.

?Yazamıyorum işte? dedim. ?Yazamıyorum, ne yapayım, olmuyor, sen de böyle otur, hiç yardım etme, aferin?. Kıçımı iyice ona doğru döndüm.

?Biliyoruz yazamadığını? dedi, ?sen beceremiyorsan ben ne yapayım? Arada sana elli tane fikir veriyorum. Yok uykun geliyor yazmıyorsun, yok ?sonra yazarım? diyorsun kaynıyor. Yazmayı denediklerinin de içine ediyorsun, sonra suçlu ben oluyorum?.

Üzerinde bir pardesü olduğunu o an fark ettim. Kahverengi, kocaman düğmeli. Yüzlerce düğme vardı üstünde. Düğmelere hiç gelemem, her şeye gelirim, düğmelere gelemem. İçim kalkar, başım döner, gözüm kararır.

O kadar laf etmiş, hırsını alamamıştı. Sinirli sinirli düğmeleri iliklemeye başladı. ?Elli çeşit abuk subuk huyun var, otur onları yaz. Yok, illâ benden bekleyecek. Gökten vahiy gibi aşk hikayesi, destan indireceğiz adama. Yahu sen kendin aşık olmayı beceremiyorsun, ben sana aşk hikayesini nereden bulayım?? İliklediği düğmeleri çözmeye başlamıştı bu sefer.

?Yeter ulan? diye yerimden fırlayıp boğazına sarıldım. ?Yeter ulan?. Deli gibi sıkıyordum. ?Olmuyor işte, yok hikaye filan, durdu, stop etti, bitti, fini?. Artık gözüm düğme filan da görmüyordu, sarsıp duruyordum. ?Bir hikayelik fikir versen ölür müsün, bok herif?? Artık hareket etmediğini çok sonra fark ettim.

Ortalığı sessizlik kapladı.

?Bazen bana çok ayıp ediyorsun? dedi bana neden sonra, oturduğu yerden ölü ölü.

Ben bir şey demedim.

Haklı galiba. Bazen ona çok ayıp ediyorum.

image_pdf