"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aaaarrğğhh!!!

Bizim mahallede Caner Eler dururken ağzımı basketbol konuşmak için açarsam muhtemelen çarpılırım ama “iyi kötü biz de biraz takip ediyoruz” deyip söze gireceğim, aranızda kafama yıldırım düşeceğinden korkanlar varsa iki adım yana açılabilirler.

Şimdi memlekete geldi diye yalakalık yapıyorum sanılmasın ama Bird-McHale-Parish’li Celtics dönemi sonrası NBA’de en sevdiğim oyuncudur Allen Iverson. Yalnız o da değil, maçlarda “işte benim oğlum” diye pankart açan annesi Ann Iverson’ın da hastasıyım, annem bir kere ben maç anlatırken öyle pankart kaldırmadı bir yerlerde, kıskanıyorum. Velhasıl-ı kelâm, Allen Iverson gelince bizim lige biraz daha dikkatli bakmaya başladım. Eurocup’la zaten tâ Uleb zamanından tanışığız, bizim elimize doğdu kendisi.

Beşiktaş-Göttingen maçını on karakterde özetlemem gerekse şansımı “aaaarrğğhh”tan yana kullanırdım. Kötü bir seçim olduğunu düşünüyorsanız, bence bir de Chatman’ın son hücumunu izleyin, kötü seçimler konusunda standartlarınız değişebilir. Gerçekten Mire Chatman o yirmi saniyede seyircilerden birini yakartop usülü vurmayı denese, topun üstüne oturup bir R’n’B uzun havası patlatsa ya da topu bir arkadaşına emanet edip (arkadaşının basketbolcu olması şart değil) tuvalete gitse bile bu maç böyle neticelenmeyebilirdi. Ne var ki, bu tip sakarlıklar sporda var. İnanılmaz olsa da var. Sporun güzelliği biraz burada. Sonucunu bilemiyorsunuz bir sürü şeyin. Şans da bu işin parçası, sakarlık da. Kalifiye bir sakar olarak gurur duymuyor değilim bu durumla. Biraz şanslı olsaymışım, bir de hepten yeteneksiz olmasaymışım sporcu olabilirmişim, evet.

Tabii Beşiktaş’ın bu hafta içinde aynı maçı üçüncü kez oynadığını ve son dakikada kaybedebilme konusunda hayranlık uyandıran bir irade sergilediğini gözden kaçırdığımı sanmayın. Ben böyle durumlarda annemden alıntı yaparım, yine yapacağım. Annem der ki, Beşiktaşlı olmak budur. Futbol takımı 1974’te Roşu’dan, 1998’de Valerenga’dan aynı üç golü aynı kısa zamanda yiyebilir, elenebilir. Farklı zamanlarda farklı kaptanlar, maç bitmeden çocuklarını yatıran farklı taraftar babaların “ben şimdi oğluma ne derim” yakarışlarıyla karşılaşabilirler. Basket takımının bir haftada üç kez kazandığını sandığı maçı kaybetmesi de normaldir. Annem böyle der, sıkı Beşiktaşlıdır, ben olsam inanırdım.

Ben annem kadar sıkı Beşiktaşlı değilim, bir süredir, maç seyrettiğim yere loca yapıldığından beri ilişki durumumuz: karmaşık. Tribünü özlüyorum ama ilgilenmiyorum iş dışında. Ama benim bu gevşek, annemin deyimiyle “kansız” Beşiktaşlılığım bile bu maça “aaarrğğhh” tepkisini veriyor. Maç bitince bu tepkimi seslendirecek bir mecra aradım, sevgilim ve kedim ayrı ayrı köşelerde uyuyordu, yandaki bakkal kapamıştı, balkondan dışarı uğrayıp bir arabanın kelebek camından içeri süzülüp haykırasım geldiyse de yapamadım. Sonunda Twitter’a yazdım ki, onunla da aram Beşiktaş’la olduğu gibi limonî aslında.

Özetle maç için yaptığım teknik, taktik, epik ve didaktik analiz başlıktaki on harften ibarettir. Bilgilerinize sunarım.

Not: Bu arada Beşiktaş yönetimine tavrımı da koyuyorum: Mühim olan Allen Iverson’ı değil, Ann Iverson’ı getirmektir. Transfer öyle olur (hıh!)

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.