"Enter"a basıp içeriğe geçin

AKP’nin müzmin köksüzlüğü

Bu haftanın yazısı tam manasıyla bir medya yazısı değil, ancak medyanın sayısal olarak önemli bir kısmının, yandaşların hâl ve hareketlerini anlayabilmek için bir ara bu analizi yapmak gerekiyordu. On iki yıl içerisinde milli görüş mirasçılığından Müslüman-Demokrat parti projesine, oradan otokratik bir rejime dönüşen AKP?nin kültürel kodlarını çözümlemek, hem rejimin hedeflediği ancak henüz tam başaramadığı hegemonyaya karşı direnmek, hem de ne olup bittiğini anlamlandırabilmek açısından önemli. Bu yazı, başka hiçbir yazının da veremeyeceği gibi, hayatın sırrını ya da AKP?nin şifrelerini vermeyi hedeflemiyor. Ancak on yıldan fazladır ülkeye hükmeden bir iktidarın nasıl kalıcı olduğunu anlayabilmek, nasıl gidici olacağını bulmanın da ilk şartı. Bu nedenle AKP üzerine kafa yormakta fayda var.

BİR İDEOLOJİ ÇORBASI OLARAK AKP

AKP, taban ve teşkilat olarak çok kuvvetli ve köklü bir yapı izlenimi veriyor. Gerçekten de 1980 darbesi sonrasında merkez sağa emanet edilen ve modern Türkiye?nin tarihi kadar eski muhafazakar akımı tekrar orijinal haline dönüştürmeyi başardı ve onun saldığı kökleri kullanıyor. İdeolojik açıdan ise AKP, ayağı aynı derecede yere basan bir parti değil. Tam aksine, parti ve ideolojisi temelsiz bir inşaat gibi sürekli dingildiyor; tutarsızlıklarıyla, saçmalıklarıyla her an çökecekmiş gibi duruyor, ama çökmüyor, en azından şimdilik. AKP, yüz yıllık muhafazakar geleneğin mirasçısı olan bir yapı için ideolojik olarak fazlasıyla köksüz bir parti. Ortaya karışık bir takım kodların üzerinde durmaya, kendisine normal şartlarda birkaç boy büyük gelecek tabanına da bu kodları benimsetmeye uğraşıyor. Kim olduğu ve ne idüğü belirsiz bir ?ecdat? kavramı, 1980?lerde Türkiye Gazetesinin bastığı İslami çizgi romanlardaki kadar iki boyutlu ve kof bir Osmanlı nostaljisi, fanatikçe bir yabancı düşmanlığı ve anti-semitizm, moderniteye olan haset ve bir taraftan modern olmayan bir tür hormonlu gelişmişlik yaratma hırsı, fallik denebilecek derecede bir yükseklik, büyüklük tutkusu; başka bir model bulamamış olmanın çaresizliğiyle örnek alınan İttihatçılık, tek particilik, 12 Eylülcülük ve 28 Şubatçılık?ın öğeleriyle harmanlanıyor. Bir ümmetçiliğe, bir İhvan?a, bir Hamas?a tutunmaya çalışıp, isterik dış politikasını tüccar mantığına sahip bir dış ticaretle beraber götürmeye uğraşıyor. Bu saçma sapan hamurun mayası ise yalnızca Recep Tayyip Erdoğan?ın kişi kültü. AKP?nin ideolojisi, Kim Il-Sung?un Juche?sinden beri bir adamın yarattığı güç aurasının deli saçması bir fikir yumağını ayakta tutabildiği belki de tek örnek. AKP?nin tabanı, partinin ve kurduğu rejimin tutarsızlıklarını çok da takmıyor. Bütün o anlamsızlıklar Tayyip Erdoğan?ın kabarttığı öfke ve iktidar bulutlarında eriyip gidiyor. İdeolojik olarak ne kadar anlamsızsa, duygusal olarak o kadar kuvvetli bir durumdan bahsediyoruz. Kalabalığın tatminsizliği gibi ideolojinin bedbahtlığı da Erdoğan?ın kişiliğinde eriyiveriyor. Cumhurbaşkanlığı seçimindeki ?milletin adamı? sloganı bu bakımdan çok isabetli. Büyük bir güruhun yarattığı fiziksel ve eril gücü muştuluyor. Kendisi gibi olmayanı tükürüğünde boğacak kadar kalabalık ama kılını kıpırdatamayacak kadar özgüvensiz bir kalabalık, bunları yapması için bir adamı tutuyor. ?Linç girişiminde bulunan kalabalıkların gayrimeşru kuvveti, yasal şiddetin sahibine aktarılarak meşrulaştırılıyor. Sonucunu biliyoruz; Berkin?ler, Ali İsmail?ler, Medeni?ler…
AKP?nin rejiminin yarattığı çılgınlık halinin, akılcılığa olan kesif düşmanlığın ve bunun fütursuzca dışa vurumunun Türkiye gibi demokrasinin ?altta kalanın canı çıksın? olarak algılandığı çoğunlukçu bir ?kelle sayma? sisteminde kemikleşmesi normal. Ancak bir rejim kurma iddiasındaysanız ve hegemonya peşinde koşuyorsanız, bundan fazlasını yapmak zorundasınız. İşte o zaman zurnanın zırt dediği yere geliyoruz. AKP?nin sıklıkla tecrübe ettiği üzere, böyle bir hegemonik devlet projesini yaratacak kültürel sermayesi yok. Hatta AKP kadrolarının bu bakımdan bir çöl olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yarattığı tek doktriner, ortaya attığı ?stratejik derinlik? kuramının kazan kazan helvasını yediğimiz Ahmet Davutoğlu olan bir siyasi akımdan bahsediyoruz. Taraftara gaz vermek için kullanılan İslami tınıların, Osmanlı geyiklerinin, oradan buradan apartılan ideoloji kırıntılarının reelde hiçbir karşılığı yok. AKP, hegemonya kurabilecek politikaları üretmekten tamamen aciz bir yapı. Tıpkı Özal?ın ANAP?ı ve Demirel?in DYP?si gibi Erdoğan olmadan tabelası altı mandal bir leğen etmeyecek bir oluşum. Ancak on iki yılda kendini sağlama alabilecek kadar da ekonomik ve sosyal sermayeyi ele geçirdi. Eğer kültürel sermayeyi de biriktirebilmiş olsaydı, şimdi bu yazıyı yazabilecek ortamda olmazdık.
AKP, kendi kadrolarının üretemediği kültürel sermayeyi senelerce müttefiklerine ihale etti. 2010?a kadar dilediğince kadrolaşan Gülen Cemaati ve yine aynı dönemde temcit pilavı gibi çeviredurdukları Kemalizm eleştirileriyle fonlardan fonlara, kadrolardan kadrolara koşan liberal entelektüeller, AKP?nin iki cümleyi bir araya getirebilen insan ihtiyacını karşıladı. Partinin ve Erdoğan?ın hatası Anayasa referandumundan sonra bu yedek tekerleklere ihtiyacının kalmadığını sanmak oldu. AKP, hegemonya kurduğunu sandı ve 2013?te durumun hiç de öyle olmadığını Taksim?de gördü. Ve panik başladı. 30 Mart yerel seçimlerinde hasar biraz daha büyük olsaydı, o paniğin devamı gelebilirdi. Ancak şimdilik Erdoğan tek başına gemiyi suyun üstüne tutuyor, bu rejimden ekmek yiyen herkesin çok iyi bildiği gibi.

AKP GİTMESİNE GİDER DE…

Buraya kadar konuştuklarımızdan AKP?nin kolay yıkılabilir bir yapı olduğu anlaşılmasın. Zira AKP?nin kendisi değilse de onu popüler yapan şey, bu toplumun kodlarına sinmiş vaziyette. Tan Baskınında, 6-7 Eylül?de, Maraş?ta, Sivas?ta, en son İstanbul?un, İzmir?in, Eskişehir?in karanlık ara sokaklarında o ruhu gördük, görüyoruz. İdeolojik ve kültürel olarak kof ise de dirençli ve kendini yeniden yaratabilen bir ruh bu. AKP sürdürülebilir bir yapı değil, kendi yetişmiş kadrolarını yaratmak için ?başarılı öğrencilere imam hatiplere yazılmalarını telkin edin? tipi komik yöntemler deneyen, Erdoğan sonrasında tutunacak dalı kalmayacak bir oluşum. Ancak AKP?yi var eden ve bugüne kadar getiren toplumsal kodlar, başka musibetleri de rahatlıkla yaratabilecek cinsten. Yani AKP?yi göndermek bir ihtiyaç, ama iş orada bitmiyor. Asıl mesele, AKP gibi köksüz, kadrosuz, saçma sapan bir yapıdan bir rejim yaratabilen karanlığı bertaraf etmekte…

Recep Tayyip Erdoğan?ın 3 Ağustos Kocaeli mitingi için hazırladığı tanıtımın bazı harfleri boyanınca ortaya bu fotoğraf çıktı. Fotoğraf sosyal medyada paylaşılanlar arasına girdi.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.