"Enter"a basıp içeriğe geçin

Almanlıktan aldığım tadı…

Almanlıktan aldığım tadı hiçbir şeyden almadım. Belki bilardo… Çok pardon, insan Berlin’de beş gün geçirip İstanbul’a dönünce bir anda Umut Sarıkaya karikatürlerinden çıkmışa dönüyor. (Bilmeyenler ilk cümlemi gugıl’da bir aratsın, sonra yola katırlarla devam edelim)

Evet, Kadınlar Dünya Kupası’nın açılış maçını izlemek için keyifli bir gazeteci ekibiyle beraber Berlin’deydik. Daha doğrusu biz o nedenle davet edildiğimizi sanıyorduk. Meğerse Goethe Enstitüsü’nün niyeti bizi hayattan soğutmakmış.

Öncelikle başımıza daha arabaya binmeyi zihnimizden geçirdiğimiz an minibüsü koşu yolumuza çeken, marketten aldığımız çikolatalar İstanbul’a kadar erimesin diye evine götürüp buzdolabına koyan şoför Barbara teyze çıktı. Sonra da übermensch rehber Ayla Hanım. Açamayacağı kapı olmadığını Kreuzberg’teki St.Pauli tişörtçüsünü ve Alexanderplatz’daki koskoca kilisenin kubbesini kapanış saatinden sonra açtırmasından anladık. Haydi beceriklisiniz, bari nemrut suratlı, lanet olun da şikayet edelim. Yok, dünya iyisi, tatlısı insanlar. Bir daha ne başka bir şoförden, ne başka bir rehberden o tat alınabilir. İki yaşama nedeni gitti mi sana durup dururken…

Sonra baktığımız her yerde kadınlar futbolu çıkmaya başladı. Lira Bajramaj orada, Birgit Prinz burada, billboardlarda resimleri, televizyonlarda sürekli özel programlar, reklamlar, belediyelerin, sponsorların özel afişleri… Eşcinsel yürüyüşünden, en maço birahaneye kadar her yerdeler. Haydi turnuvanın tamamı Berlin’de olsa yine neyse, topu topu bir maç oynanacak.

Kalktık o maça, Almanya-Kanada maçına gidiyoruz. Bindik metroya, aileler küçücük kızlarının ellerinden tutmuşlar gidiyor, kızların ayaklarına bir bakıyorsun, futbol ayakkabıları. Biraz daha büyük ergenler var, onların da üstünde formalar. Forma dediysem Schweinsteiger, Lahm, Ballack filan yazmıyor; Bresonik, Smisek, Popp, Laudehr… Bari evdeki erkek formalarına isim yazdırmış olsalar, hayır, kadın takımı için özel dizayn edilen formaları giyiyorlar. Tövbe estağfurullah!

İndik metrodan baktık stadın etrafına, maça bir saat var, bin kişi ya var ya yok. Hah dedik, “doldururuz dediler, nasıl dolduracaksın 75 bin kişilik stadı kadın maçıyla?” Bir girdik içeri, mahşer yeri, taraftarlar çoktan yerini almış. Kadınların oranı %50-60 civarında tribünlerde. Arkamızda iki tane Kanadalı teyze var, muhtemelen Kanada kurulmadan önce doğmuşlar, ben o yaşta olsam bakkala gitmeye üşenirim, onlar bayrakları alıp maça gelmişler, Sinclair bu maçta nasıl oynar onu tartışıyorlar. Maç başladı, iki takım da şahane paslaşıyor, Almanya zaten Almanya, Kanada da boş takım değil. Kanadalılar’ın kornerlerde yaptıkları bir organizasyon var, bizim Süper Lig’dekiler yapmaya kalksa evlerine kargoyla göndermek zorunda kalırız. Üç kişi direğe yakın paslaşıyor, içerideki üç kişi geri kaçıyor, biri arkaya sarkıyor. Kadınlara ofsaytı anlatmak üzerine espri yapan gençler, bu organizasyonu bizim Süper Lig topçularına anlatmayı deneyin bakalım!

Maç mis gibi oynandı, 2-1 bitti. Şimdi 75 bin kişi evine dönecek. İşte burada kesin bir arıza çıkacak, o kadar insanın izdihamsız dağılmasına imkan yok! Metro istasyonu göründü, şimdi Seyrantepe Toplama Kampı tarzı bir durum olacak, kesin! Yirmi dakikada -hem de Barbarasız- otele döndük, hâlâ nasıl oldu bilmiyorum. Maçtan sonra insanlar gece yarısına kadar üstlerinde formalarla sokaktaydı, ertesi gün ZDF’de gördüm, diğer şehirlerdeki toplu izleme alanlarında da binlerce kişi varmış. Televizyon kanalları ZDF ile ARD zaten başka bir depresyon sebebi, sabah kalkıyorsun, açıyorsun 1989’da Avrupa Şampiyonu olan kadın takımından Petra Damm’la, 1980 Avrupa Şampiyonu erkek takımından bizim Fenerli Schumacher’i buluşturmuşlar kupayı değerlendiriyorlar. Arşiv görüntüleri, taraftar alanlarında penaltı yarışmaları, ne ararsan… ZDF’in sabah programını sunan Dunja Hayali kupanın elçilerinden zaten. Düşünsene Seda Sayan’ın sabah programında penaltı yarışması yaptığını!

Sonra Berlin Türkiyemspor ve Al Dersimspor’a gittik. İkisinde de hem kadın takımı var, hem de alt yapı takımları. Zaten Almanya’da 6 yaşında kızlar futbola adım atıyor. Berlin Türkiyemspor’un kadın takımının hocası Murat Doğan, takım Türk mahallesi Kreuzberg’de Türkler, Almanlar, Araplar, Yunanlar aklına kim gelirse kaynaşsın diye ortam yaratmış, insanların hayatları değişmiş. Kulübü desteklemek için kurdukları ve kadın takımlarının çalışmalarını üstlendiği dernek, neredeyse kulüpten daha güçlü şu an. Al Dersimspor ise İran’a maç yapmaya gitmiş, bu turne bir filme konu olmuş, takımdan iki Alman oyuncu dönüşte zor durumdaki ülkelerde futbol oynayan kızların katıldığı bir alt yapı festivalini organize etmişler. Arkamızda Hindistan’dan, Ürdün’den ufacık kızlar, halı gibi sahada top oynuyor.

Kupa için çıkarılan dört farklı kadınlar futbolu dergisini, maç programlarını, ünlü 11 Freunde dergisinin özel kadın edisyonu 11 Freundinnen’i hiç söylemiyorum. Çünkü henüz gerçekliğine inanabilmiş değilim. Sanırım biraz fazla bira içtik, üzerine de Hamburg-St.Pauli’nin çılgın kafeinli kolası Fritz’i dikince böyle oldu. Yoksa gerçek olamaz.

Neye elimizi attıysak bir güzellik, neye elimizi attıysak bir umut. Vallahi hayatımızdan bezdik. Hani şunların dörtte biri Türkiye’de de olabilse, kim bilir kaç kadının hayatı değişir. En azından kıllı yünlü adamların hakim olduğu, senelerdir aynı teraneyi dinlediğimiz bir futbol ortamı olmaz.

Yok ama yok yok, biz yine bildiğimizi okuyalım. Ne de olsa vasatlıktan aldığımız tadı hiçbir şeyden almıyoruz. İyi böyle…

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.