"Enter"a basıp içeriğe geçin

Amerika olmak için kapitalizmden kurtul!

Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya… Bırakalım futbolda önde gelen ülkelerden sayılmayı, futbolun en popüler spor olduğu ülkeler dahi değillerdir. Ancak FIFA Kadınlar Dünya Kupası’nda finali bu iki ülke aldı ve kupayı kadınlar futbolunda daha yeni olan Japonya aldı. Peki bu nasıl oldu?

ABD’de kadınlar futbolunun yükselişi 1972’deki bir yasa değişikliğiyle eğitim kurumlarında her türlü cinsiyet ayrımcılığını yasaklanmasıyla başlıyor. Neredeyse tamamen erkek sporcuların yararlandığı burs sistemi kadınlara açılıyor. Futbol, bu noktada basketbol ve voleybolla beraber kadın sporlarındaki boşluğu doldurmaya başlıyor. Bu gelişme, aynı dönemdeki bir başka milat noktasıyla da çakışıyor. ABD’nin Olimpiyatlar’da Sovyetler ve Doğu Almanya’dan sportif anlamda büyük farklar yemesiyle kurulan komisyon, 1975-77 arası çalışarak Sovyetler’deki spor modelini ABD’ye uyarlıyor ve amatör-Olimpik sporları tamamen yeniden yapılandırıyor. Kadınlar futbolu o yıllarda Olimpik spor olmamasına rağmen, ülkede amatör sporlara karşı tamamen değişen yapıdan nasibini alıyor. Alt yapılarda erkek çocuklarla kızlar beraber futbol oynamaya başlıyorlar. Üç Amerikalı çocuktan en az birinin ayağına futbol topu değiyor. 1991’deki ilk Dünya Kupası galibiyetiyle ise Amerikalılar’ın o bayıldığı zafer hikayeleri, kahramanlar ortaya çıkıyor ve kadınlar futbolunun kaderi bir kez daha değişiyor.

Japonya’da da yalnızca futbol değil, tüm sporlar okullar üzerinden gelişiyor. Japonya’da senelerce hakim olan klasik işleyiş şu; bir çocuk spora ilkokulda başlar, ortaokul-lisede lise takımında devam eder, üniversite takımında oynar, sonra da çalıştığı şirketin takımına geçer. Günümüzde profesyonellik gelmiş olsa bile hemen hemen bütün kulüpler o eski şirket takımlarından devşirme, kulüplerin alt yapıları daha yeni yeni kuruluyor, şu an oynayan profesyonel oyuncuların büyük kısmı bahsettiğim sistemin ürünü. Kadınlarda profesyonellik henüz olmadığından geleneksel okul sistemi hâlâ geçerli, tabii Japonya Futbol Federasyonu’nun (JFA) sisteme yaptığı modernleştirme çalışmalarıyla beraber. JFA, ?Pembe Karanfil Vizyonu? projesiyle okullarla federasyonu koordineli çalıştırıyor ve lisanslı oyuncu sayısının arttırılmasını amaçlıyor. 2015’e kadar ulaşılacak hedefler içeren proje, sağlıklı işletilmesinin sayesinde amaçlarının çoğuna şimdiden ulaşmış vaziyette.

ABD ve Japonya’nın ortak noktaları, özellikle Avrupa’yı hakimiyetine almış durumdaki futbol kapitalizminden farklı modeller olmaları. Futbol, bu iki ülkede geç gelişti ve spor sermayesi rant gördüğü alanları tuttuktan sonra ortaya çıktı. Yani Avrupa’nın aksine buralarda oyun, bir amatör spor dalı olarak sermayenin müdahalesi olmadan gelişti. Dolayısıyla da yalnızca rant getirecek elit futbola odaklı olmayan; katılımcı, sosyal ve eşitlikçi modeller oluşturabildiler.

Bu iki ülke, Türkiye için de doğru reçeteyi veriyor aslında. Cinsiyet ayrımcılığını bırak, sporu okullara yay, öncelikle elit futbolcu çıkarmayı değil daha çok insana futbol oynatmayı hedefle, bütün bunları planlı programlı yap. Türkiye’nin en zengin kurumlarından, özerk Türkiye Futbol Federasyonu’nun elinde bunu gerçekleştirebilecek imkan var.

Ama olmuyor. Neden? Çünkü bütçeler yalnızca sözüm ona ?üst düzey? futbola aktarılıyor da ondan. Süper Lig ve onun en tepesindekilerin üstüne kurulu futbol kapitalizmi, Türkiye’de futbolu spor olmaktan çıkarıp rant alanına çevirmiş durumda.

ABD ya da Japonya gibi bir başarı öyküsü yaratmak zor değil. Ama şu bizim takım elbiselilerin sırf kendi çıkarları için ?tek seçenek? olarak dayattığı ?endüstri futbolu? lakaplı futbol kapitalizminin getirdiği antisosyallikten, cinsiyetçilikten, rantçılıktan bir kurtulmak lazım.

Bu yalnızca okul futbolunun, kadınlar futbolunun, sokak futbolunun gelişmesi için değil, futbolun şikecilerden, bahisçilerden, mafyadan, zenginlerin tahakkümünden kurtulması için de tek formül. Futbol haberlerini adliye muhabirlerinin yapmak zorunda kaldığı, milli takımın ve kulüplerin burnuna kadar pisliğe battığı bu ortamda başka da akıl yolu yok.

*30 Temmuz 2011 tarihli BirGün Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.