"Enter"a basıp içeriğe geçin

Anneler Günü…

Bugün anneler günü… Yazılarımın merkezine kendimi koymayı sevmem, koyanlardan da feci rahatsız olurum ama bugünlük biraz anlayış rica edeceğim. Zira mesele benimle de ilgili değil annemle ilgili.

Benim annem doğma büyüme İstanbul, Fatihli. İnönücü ama muhafazakar bir ailenin üç kızından en küçüğü. Başka bir hikayede onu akademiye taşıyabilecek resim yeteneği, ancak üç çocukla hayata sıfırdan başlamak zorunda kalınca kırkından sonra ona (ve bize) ekmek sağladı. Yirmi yılını üç kuruş kazancını tırtıklamaya çalışan tekstil patronlarının yanında günde bazen 17-18 saat çalışarak geçirdi. O ağır yükleri taşıdı da biz üniversite okuyabildik, iş bulabildik, kendi ayağımızın üstünde durabildik. Ama en önemlisi bize hayatın bir mücadele olduğunu öğretti, güvenebileceğimiz tek şeyin ailemiz ve emeğimiz olduğunu da. Biz emekçi çocuğu olmanın gururunu annemden öğrendik.

Annemin üç çocuğu, yani ablamlar ve ben, darbe zamanı doğduk. Ablamlar 12 Mart zamanı, ben 12 Eylül… Annemin bizi büyütme macerası korkarak, çekinerek, endişe ederek geçti yani, birçoğumuzunki gibi… Özellikle küçük ablam İstanbul Üniversitesi’ni kazandığında başına bir şey gelecek diye hep korktu. Ablam da eylemlerden, gösterilerden hep uzak durdu. Ve bir gün kulağına rastgele bir polis copu inmiş olarak geldi eve. Eylem var diye uzaklaşırlarken, polis onları kovalamaya başlamış, sonrası malum… Ne de olsa devir Özal devri…

Anneme eskiden düşündüklerimi, yaptıklarımı çok anlatırdım. Tek ebeveynle büyüyünce herhalde insan annesini biraz daha sırdaş gibi görüyor. Sonra baktım ki ben anlattıkça annem daha fazla endişeleniyor. O kadar zorluğu yaşadığı hayatının emeklilik yıllarını ?aman dikkat et?lerle bulutlandırmak istemedim. Artık onu evhamlandıracak bir şeyse pek söylemiyorum. Beraber televizyona boş boş bakıp, kedi seviyoruz. İleri demokrasi devrinde anneyle diyalog mucbir nedenlerle bu kadar.

Şimdi dönüp bakınca düşünüyorum; annemin ve başka bir sürü insanın annesinin yüreğini bu kadar endişeyle, korkuyla doldurmaya kimin ne hakkı vardı? Ve başka annelerin çektiği daha büyük acılar; evlatlarına işkence edilen, yavruları kaybedilen, nüfus kütüklerinden bile silinen, buharlaştırılan anneler… Bu insanlara yaşatılan acının hesabını kim ya da ne verebilir?

Annelerin kalbine endişeyi, korkuyu, acıyı dolduran; günahsız insanlara evlat acısını reva gören bir ülke, kimin ülkesidir?

Bugün anneler günü. Kendi annenizi kalbinize sıkıca bastırın tabii de, bugün bir de Cihan’ın annesi Aysel Kırmızıgül’e ve Roboski/Uludere’de öldürülenlerin annelerine yüreğinizde yer açın. Onlar yok yere hapse ya da mezara tıkılan çocuklarının acısıyla uyuyamazken, hiç değilse yalnız olmasınlar.

Bu ülkenin annelerinin gönüllerini endişeden azat edemiyoruz, bari acıyla başbaşa koymayalım.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.