"Enter"a basıp içeriğe geçin

Futbolun kökenleri

Futbolun kökeni zaman zaman tartışılagelir. Farklı bölgelerde farklı oyunlar delil gösterilerek futbolun ilk olarak buralarda ortaya çıktığı iddia edilir. Gerçekten de top ya da top benzeri bir cismi tekmelemek ya da taşımak üzerine kurulu oyunlar milat öncesinden itibaren dünyanın çok farklı bölgelerinde ortaya çıkmıştır. Antik Yunan ve Roma?da oynanan ?harpastum? ve ?feninda?, yine milattan önce Çin?de ve Japonya?da oynanan ?tsu chu?, bundan birkaç yüz yıl sonra Orta Asya Türk uygarlığında ortaya çıkan ve ?tsu chu?ya ikiz kardeşi kadar benzeyen ?tepük? bu oyunlar arasındadır. Bu oyunların herhangi birinin tek başına futbolun atası olduğunu ya da futbolun tamamen bu oyunlardan evrildiğini söylemek ise imkânsızdır. Zira bu oyunların bazı özellikleri futbola çok benzerken, bazıları ise başka top oyunlarını andırmaktadır. Örneğin ekipman (deri top ve bambu kaleler) bakımından ?tsu chu? ve ?tepük? futbola benzemektedir ama topu havada tutma koşulu bu oyunların günümüzde de Asya?nın en popüler oyunlarından biri olan ?sepak takraw?a futboldan çok daha fazla benzediğini göstermektedir. Dolayısıyla futbolun bu oyunlardan etkilenilerek ortaya çıkarıldığını söylemek mümkündür, ama bu oyunları futbol olarak kabul etmek hatalıdır. Bu yoldaki çabalar, büyük oranda futbolun mucitliğini sahiplenme isteğinden kaynaklanmaktadır. Ancak günümüzde oynanan modern futbol (association football) tamamen Britanya?da ortaya çıkmıştır ve oynanış şekli büyük oranda bu ülkenin sporun çıkış zamanındaki koşullarına bağlı olarak biçimlenmiştir.

Futbol şehre geliyor…
On yedinci yüzyıla gelindiğinde Britanya?nın kırsal bölgelerinde çeşitli top oyunlarına rastlanmaktaydı. Bu oyunlar tıpkı tarihteki örnekler gibi futbola benzemekle beraber günümüz futbolundan oldukça farklılardı. Britanya?daki kırsal top oyunları çok geniş alanlarda ve herhangi bir katılım sınırlaması olmaksızın zaman zaman aynı anda onlarca kişinin oynayabildiği oyunlardı. Herhangi bir zaman kısıtlaması da yoktu. Bu oyunlar, Britanya?nın art arda iç savaşlar yaşadığı on yedinci yüzyıl boyunca devam etti. On sekizinci yüzyıl ise hem Britanya?nın hem de kırsal kesimde yaşayanların kaderini büyük ölçüde değiştirecekti.

Üçüncü İç Savaş?ın sona ermesi ve Britanya?nın 1707 yılında siyasi birliğini sağlaması, aynı zamanda ülkede feodalitenin de büyük ölçüde geride bırakılmasını beraberinde getirmişti. Zaten savaşlar sırasında da köylüler toprak ağalarına karşı baş kaldırmaya, zaman zaman da bunların mallarına el koymaya başlamıştı. Bu başkaldırıların önemli bir nedeni kırsaldaki nüfusun belirgin bir iş gücü fazlası vermesiydi. Bir diğer deyişle köylülerin bir kısmının yapacak bir işi yoktu ve çayırlarda top oynamak da karın doyurmuyordu. Diğer taraftan coğrafi keşifler ve teknolojinin ilerlemesiyle beraber Britanya şehirleri artık iyiden iyiye Endüstri Çağı?na adım atıyordu. El işçiliğinin atölyelere, oradan fabrikalardaki seri üretime dönüştüğü bu yıllarda, üretim biçiminin değişmesi büyük bir işgücü ihtiyacını da beraberinde getirdi. Bu da kırsaldaki işsiz nüfusun özellikle güneydeki büyük şehirlere akmasına neden oldu. Kırsaldan şehre gelenler, dünyanın ilk endüstriyel işçi sınıfını oluştururlarken kendi kültürlerini de şehre getirmişlerdi, tabii ki top oyunlarını da.

Futbol sınıf değiştiriyor
Köylerden gelerek şehirlerdeki fabrikalarda işe başlayan yeni şehirliler, başlangıçta çok ağır koşullara tabiydiler. Mesailer günde on sekiz saate ulaşmıştı, pek çok fabrikada tatil günü de yoktu. Bu koşullarda fabrika işçilerinin top oynamaya ne vakti ne mecali kalabiliyordu. Top oyunları bu dönemde daha üst sınıfların ilgisini çekti. Edward ve Victoria dönemlerinde özellikle orta-üst sınıf ailelerin çocuklarının devam ettiği okullarda farklı oyunlar ciddi bir şekilde yaygınlaşmaya başladı. Tabii ki köylerden farklı olarak, ciddi bir zaman ve mekân sıkıntısı vardı. Ayrıca köylerde oynanan oyunların kuralsızlığı da hayatı kurallara bağlı olarak yaşayan şehirlileri pek cezbetmemişti. Bu yıllarda top oyunlarına kurallar getirilmeye başlandı. Ancak bu kurallar arasında bir ortaklığın olduğundan bahsetmek pek mümkün değildi. Zaman içerisinde belli kurallar popülerleşmeye başladı. Bu da top oyunlarının birbirinden ayrılmasını beraberinde getirdi. Örneğin Rugby?deki okulun kuralları topu ayakla vurmaktan çok kolların arasında saklayarak taşıma üzerineydi. Bu kurallar zamanda kemikleşti ve oyun da ?rugby? ismini aldı. Yine Eton?da başka bir kural seti oluşturulmuştu. Diğer taraftan Cambridge, Sheffield gibi bölgelerde ortak kurallarda buluşabilmek için çalışmalar başlamıştı. Bu çabalar 1863 yılında Football Association?ın (Futbol Birliği-FA, günümüzde İngiltere Futbol Federasyonu hâlâ bu ismi kullanmaktadır) kurulmasını sağladı. Bu birliğin getirdiği kurallar ise birliğin isminden dolayı ?association football? olarak anılmaya başlandı. Bildiğimiz anlamdaki futbol, moderniteye adım atmış İngiltere?de tamamen modern yaşamın koşulları içinde şekillenmişti.

İşçiler futbola dönüyor
Diğer taraftan aynı yıllarda İngiliz işçi sınıfı da çalışma koşullarının iyileştirilmesi için direnmeye ve örgütlenmeye başlamıştı. ?Radikalizm? adı verilen hareket on sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren ortaya çıkmış ve bu mücadelede kazanımlar da elde etmeye başlamıştı. İlk işçi örgütleri ve sendikalar da bu hareketin içinden doğdu. Bu dönem aynı zamanda işçi örgütlerinin ilk kez devlet tarafından tehdit olarak algılandığı dönemdi. Radikalizm akımına dâhil işçi örgütlerinin pek çoğu kısa sürede kapatıldı ama on dokuzuncu yüzyılda yeniden canlanarak İngiliz sosyalizminin doğuşuna önderlik ettiler. Bu yüzyılda güç ve popülerlik kazanan hareket, taleplerini kabul ettirmeye başladı. Yüzyılın son çeyreğinde çalışma saatleri yeniden düzenlendi, mesai haftada elli dört saate indirilirken, Cumartesi de yarım çalışma günü olarak ilân edildi. Bu mesai düzenlemesi işçi sınıfının futbola dönüşü anlamına geliyordu.

Bu oyunda para var
Bu arada futbolun üzerinden para da kazanılabileceği yavaş yavaş anlaşılmaya başlamıştı. Daha iyi mücadele ve daha kuvvetli futbolcular maç organizatörlerine daha çok hâsılat bırakıyordu. Bu da iyi futbol oynayanların kıymetini arttırdı. Okullardaki öğrencilere kıyasla fiziksel olarak çok güçlü olan fabrika işçileri kısa sürede oynadıkları oyunlarda fark yaratmaya başlamıştı. İşçiler, futbol sahalarında tercih edilir olmuştu. Ancak formlarını koruyabilmeleri ve arttırabilmeleri için çalışma saatlerinden kısmaları ve antrenman yapmaları gerekiyordu, bu da tabii yevmiye kaybı demekti. Sporla uğraşan işçiler, fabrikada kaybettikleri geliri maç organizatörlerinden talep etmeye başladı. Böylelikle sporda profesyonellik ortaya çıkmış oldu. Zamanla futbol daha fazla popülerleşip gelir getirdikçe, profesyonel sporcular fabrikalardan kopmaya ve spor işçisi olarak çalışmaya başladı.

Ancak işçi sınıfı yıldızı olduğu spor dallarında yönetim kademelerine hiçbir şekilde giremiyordu. Spor yönetimi tamamen zamanında okullarda spor yapan ve artık toplumun üst katmanlarında yer alanların elindeydi. Bu durum, spor yöneticilerinin profesyonelliğe karşı tavır almalarına yol açtı. Pek çok spor dalında yöneticiler, kendileri gibi okullarda ya da üst-orta sınıf kulüplerinde spor yapan amatörlere ayrıcalık tanıyor, kürek gibi bazı dallarda profesyonel sporcular yasaklanıyordu. Diğer taraftan işçilerin kulüplere girip amatör olarak spor yapmalarına da imkân yoktu. On dokuzuncu yüzyılda en iyi maaşla çalışan bir işçinin bile bir spor kulübünün üyelik ücretini ödeyebilmesine imkân yoktu. İşçiler spor yapabilmek için profesyonel olmaya mecburdu, ama bu sefer de kapılar farklı şekilde yüzlerine kapanıyordu. Yıllarca süren Modern Olimpiyat Oyunları?na profesyonellerin alınmaması kuralı da tamamen işçi kökenli sporcuları Olimpiyat?ın dışında bırakmaya yönelik bir kararın sonucuydu. Zengin ailelerden gelen amatörlerle, işçi sınıfından gelen profesyoneller arasındaki bu ayrım, işçilerin kendi kulüplerini oluşturmalarını zorunlu kıldı. Bu yıllarda işçi kentlerinde halkın iki ana sosyal buluşma yeri vardı; işçi sendikaları ve kiliseler. Bu buluşma yerleri, futbol kulüplerinin de doğduğu yerler oldu. Günümüzde İngiliz ve dünya futbolunu şekillendiren pek çok kulüp, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında fabrikalar, sendikalar ve kiliselerde bu şekilde kuruldu. Örneğin, Newton Heath?teki demiryolu işçileri 1878?de Manchester United?ı, Kraliyet Cephane Fabrikası işçileri ise Arsenal?i kurdu. Aynı şekilde Villa Cross Şapeli?nin cemaati Aston Villa?yı, St. Domingo Kilisesi?nin pazar okulunun takipçileri ise Everton?ı kurdu. Sendika ve fabrika takımları kendilerine kırmızı rengi seçtiler, mavi ise kilise takımlarının rengi oldu. İngiliz futbolundaki kırmızı-mavi rekabeti böylelikle başlamıştı.

2 Yorum

  1. ahmet adem ahmet adem 30/12/2010

    merhaba
    Gerçekten de çok güzel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık. paylaşımlarınızın devamını diliyorum…

  2. Üzüm Kokan Semt Üzüm Kokan Semt 16/05/2012

    Elinize, zihninize emeğinize, dilinize sağlık Dağhan bey, son derece keyif aldığım bir çalışma…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.