"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hastane penceremden görünen Beşiktaş

Ben doğuştan arızalı gelmiş bir kalbin arızalarını giderme ve yeni bir hayata başlama umuduyla bu üçe bölünmüş hastane odasında yatarken, Beşiktaş yeni bir hayat sandığı bir maceranın çöküşüyle yüzleşiyordu. Yoğun bakımdan hemen hemen yeni çıkmış biri izlemediği bir maçı yorumlayabilir mi, denemeden bilemeyiz. Benim yapmaya çalıştığım şu anda bu, bakarsınız işe yarar.

Beşiktaş-Fenerbahçe maçı siyah-beyazlıların ağır bir sarhoşluğun kötü akşamdan kalmalığını yaşadığı kimbilir kaçıncı maç oldu. Yıldızların parlaklığına dayanan bu devamlı esrikliğin çaresi bulunmaz bir alkolizme dönüşmemesi için belki de ciddi müdahale yapmanın zamanı gelmiştir.

Beşiktaş’ın ve Beşiktaş taraftarının yönetim tarafından müptelası edildiği yıldız yağmurundan olumlu tek bir pay çıkaramadığını bir an önce anlaması gerek. Takım iyi futbol oynamıyor, kimyası bozuk ve en önemli Beşiktaş’a benzer bir tarafı yok. Oyuncular Beşiktaş ruhunu hissetmiyorlar, alınan gereksiz inisiyatiflerin ve neredeyse her maç görülen kırmızı kartların sebebi bu. Herkes Beşiktaş için oynuyormuş gibi yaparken kendisi için oynuyor. Şu an elde olan ekibin kurulmasının arkasındaki tek neden Beşiktaş’ın Galatasaray’la ve Fenerbahçe’yle neden sokulduğu hiç belli olmayan o hiç gereksiz sidikyarışını kazanmaya duyduğu anlamsız ihtiras. Bu tutku her geçen gün Beşiktaş taraftarını da bir girdap gibi içine alıyor ve Beşiktaş’ı maddi ve manevi anlamda geri dönüşü mümkün olmayacak felaketlere götürüyor.

Oysa Beşiktaş’ın tarihte başarılı olmuş bütün kadroları, Kara Kartal’ın zirveyi görmesi için gerekli reçeteyi veriyor. Uyumlu ve düzenli bir takım, işlerini yapan mütevazı oyuncular ve kendi çıkarlarını Beşiktaş’ın çıkarlarının üstüne koymayan bir yönetim. Yani Beşiktaş deyince bildiğimiz, anladığımız neyse o. Ne Gordon Milne’in Zekili, Şenollu, Recepli kadrosu, ne Lucescu’nun zaman zaman beklerinde Serdar ve Niyazi’nin oynadığı takımı, Beşiktaşlı olmaya çalışan insan topluluklarıydı. O takımların üç ya da dört yıldızı hiçbir zaman takımın üstünde olmadı, kendi kafasına göre saz çalmadı. Takımlar farklı olsa da, onların ortak paydası Beşiktaşlılık oldu. Şimdiki takımda da bunu yapabilecek oyuncular var, yalnızca kimse farkında değil. Bunlardan biri kovuldu, ikisinin kalbi kırıldı ama olan bitenin tamiri hâlâ mümkün.

Yeter ki Beşiktaş ve Beşiktaşlılar derin bir nefes alarak yeni bir hayata başlamaya niyetli olsunlar. Tıpkı benim şu an üçe bölünmüş hastane odamda yapmaya çalıştığım gibi…

*22 Şubat 2011 tarihli Taraf’ta yayımlanmıştır.

2 Yorum

  1. veysel veysel 23/02/2011

    Çok Geçmiş Olsun Dağhan abi…Umarım bir daha Hastene penceresinden bakmak nasip olmaz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.