"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hillsborough: İngiltere futbolunun 12 Eylül’ü…

Bundan 23 yıl, dört ay önce İngiltere?de tüm zamanların en büyük stadyum facialarından biri yaşandı. Sheffield?ın Hillsborough Stadyumu?ndaki Nottingham Forest ? Liverpool FA Kupası yarı final maçı öncesinde Liverpool seyircilerinin bulunduğu tribünün girişinde yaşanan izdiham 96 kişinin ölümüne, 700?den fazla insanın ise yaralanmasına neden oldu. Olayın yaşanmasına pek çok güvenlik ihmali yol açarken, fatura taraftarlara kesildi ve sorumlular yargıdan kaçırıldı. Dahası başını The Sun gazetesinin çektiği bir grup basın, taraftarların olay günü kurbanları soyduğu, güvenlik güçlerinin üzerine hacet giderdiği ve sağlık görevlilerini dövdüğü yalanını ortaya attı. O günü yaşayan talihsiz Liverpool taraftarlarına haksız bir leke sürdü. Liverpoollular The Sun?ı ve yetkilileri hiç unutmadı, hiç affetmedi.

Geçtiğimiz hafta, Hillsborough kurbanlarının ve Liverpool taraftarlarının yıllarca süren çabasıyla kurulan Bağımsız Hillsborough Paneli, olayda taraftarların suçu olmadığını ve faciaya alınmayan önlemlerin yol açtığını duyurdu. Başbakan David Cameron, Liverpoollulardan devlet adına resmi olarak özür diledi. The Sun?ın editöryel kadrosu da bir özür yayımladı.

Hillsborough?nun başından beri ortada olan gerçeğinin devletçe kabul edilmesi ve resmi özür tabii ki kurbanların yakınları ve taraftarlar için önemli. Bu çok büyük bir mücadelenin sonunda gelen bir kazanım ve insanların adalet için gösterdiği bu müthiş sebatı küçümsememek gerekir. Ancak Hillsborough?da olanların 23 sene sonra kabulü, yaşananlarla hesaplaşma anlamına geliyor denemez. Çünkü bu facia ve sonrasındaki büyük dezenformasyon kampanyası, yalnızca İngiltere futbolunda değil, tüm dünya futbolunda geri dönülmez bir süreci başlattı. Bu sürecin sonuçlarıyla hesaplaşmadan, bir özürle bu dosyayı kapatmak bir tür ?Yetmez ama evet? tavrıdır ki, siyasi açıdan bu ?yok? hükmü verilmesi gereken bir kaypaklıktan öte bir şeye denk düşmez.

Hillsborough ve dört sene öncesindeki Heysel faciaları; İngiltere?de başta sosyal açıdan yenilenmesi gereken futbolun imdat frenini çektiği iki olaydı. Aslında gayet rehabilite edilebilir durumda olan İngiltere futbolunun rayında gitmesi için alınması gereken önlemlere dikkat çekiyordu. Ancak bu iki olay, neoliberal Muhafazakar Parti hükümetleri tarafından hem büyük bölümü işçi sınıfı olan (ve çalışma alanında da savaşa maruz bırakılan) taraftarları stadyumlardan uzaklaştırma vesilesi olarak kullanıldı; hem de futbolu onun asıl aktörlerinin elinden tamamen alarak sermayenin kontrolüne verecek Premier Lig sisteminin kurulması için bahane oldu. Sağ basının Heysel ve Hillsborough olaylarında güvenlik ihmallerini tamamen yok sayarak taraftara yüklenmesi; 1979?da İşçi Partisinin iktidarı dönemindeki grevler sırasında ölülerin gömülemediği, hastanelerde malzeme kalmadığı yalan haberleriyle Thatcher?in iktidarının hazırlanmasına enteresan bir şekilde çok benziyordu. Aynı şekilde, Heysel?den sonra Londra İtfaiyesinden Gerry Clarkson?ın stadyumda felakete yol açan inşaat hatalarını sıraladığı rapor da Thatcher hükümeti tarafından buhar edilmiş; Muhafazakarlar pompaladıkları milliyetçilik ve işsizlik sonucu kendi yarattıkları holiganizmle savaş bahanesiyle futbolu avuçlarına almışlardı.

Hillsborough sonrası ise, Muhafazakar Partinin futbolu sermayeye peşkeş çekme planının tıkır tıkır işlemesine sahne oldu. Olayı araştırmak üzere görevlendirilen Yargıç Peter Taylor, 1989?daki ilk raporunda faciayı stadyumdaki yapısal eksikliklere ve güvenlik ihmallerine dayandırırken; bir yıl sonraki final raporunda bu faktörlerin tekinden bile bahsedilmedi. Bunun yerine Taylor, yeni futbol sistemi için öneriler sıralıyor, final raporu Premier Lig?in temelini atıyordu. Bu raporla yalnızca mesele yalnızca eski sistemi yıkmaya indirgenmiyor, aynı zamanda başta taraftarı izdiham olan kapıya yönlendiren ve daha sonra kapıları kırdıkları yalanını ortaya atan Polis Şefi David Duckenfield olmak üzere sorumlular yargılanmaktan kurtarılıyordu.

Hillsborough final raporundan sonra İngiltere?de stadyumlar yenilenmeye başladı. Rapora uygun olarak ayakta maç seyredilen tribünlere koltuklar yerleştirilirken, kapasitesi düşen stadyumlarda gelir farkı stadyumlarda açılan mağazalardan, restoranlardan karşılanmaya çalışılıyordu. Tabii buralardan o eski yoksul taraftarların alışveriş etmesi pek mümkün olmadığından kombine bilet fiyatları da ancak alım gücü yüksek taraftarların gelebileceği şekilde ayarlanıyordu. Bu arada kulüplere gelir kaynağı olarak Murdoch?un şifreli televizyonu BSkyB sunuluyor; büyük kulüplerden küçük kulüplere, üst liglerden alt liglere para aktararak sistemi dengeleyen eski BBC-ITV yayın anlaşması çöpe atılıyordu. Artık tepedekiler çok daha fazla kazanırken, alttaki küçük balıklar yem olmayı bekleyecekti.
Bu kadarla bitmiyordu. Muhafazakar Parti, Hillsborough ?sayesinde?, 1985?den beri geçirmeye çalıştığı (ve bizdeki Sporda Şiddet Yasası?na ilham veren) Futbol Suçları Yasası?nı parlamentodan geçiriyor; Hillsborough faciasına neden olan ?Taraftarı potansiyel suçlu olarak görme? mantığını yasalaştırıyordu. Ayrıca stadyum içinde güvenlik kameraları ve zaman zaman ajan provokatör olarak da görev yapan sivil polisler de görünmeye başlamıştı. Muhafazakarlar, bir sağ politika klasiği olarak ekonomiyi alabildiğine liberalleştirip, kitleleri ise ölümüne baskı altına alıyordu.
Yalnızca paranın konuştuğu ve zamanla yurt dışından gelen kirli sermayenin at koşturmaya başladığı; yüzlerce küçük kulübü iflasın eşiğine getiren Premier Lig, işte böyle bir komployla doğdu. Hillsborough bu komplonun merkeziydi. Teşbihte hata olmaz ya; Premier Lig?in arkasındaki neoliberal muhafazakar irade 24 Ocaksa, o iradeye yeşil ışığı yakan Hillsborough İngiltere futbolunun 12 Eylülüydü.

İngiltere, Hillsborough?nun gerçeklerini kabul ederek ve suçluların yargılanmasının önünü açarak bir adım attı. Ancak bu sürecin mutlaka Premier Lig?e dokunması gerekiyor. İngiltere futbolunda sermayenin mide bulandırıcı iktidarının şahikası olan bu kirli lig lağvedilip yerine tekrardan eşitlikçi bir yapı kurulmadıkça, Hillsborough?yu yaratan zihniyetle gerçekten hesaplaşılmış olmayacak. Bu yolda özellikle çeyrek asırdır örgütlü biçimde futbol kapitalizmine ulusal ve yerel düzlemde karşı duran bağımsız taraftar derneklerine büyük görev düşüyor.

Son yıllarda dünyanın her yerinde, her alanda kapitalizmin yönetememe krizini yaşıyoruz. Futbol bu krizin en ağır yaşandığı alanlardan biri. FIFA ve UEFA gibi sermayenin çıkarını savunan örgütler, Finansal Fair Play gibi yamalarla sistemi kurtarmaya çalışıyor. Ancak bu kriz yama tutacak gibi değil. Futbolun kapitalizmi gerçek anlamda bir batık olma yolunda ilerliyor. İngiltere bunun başını çeken ülkelerden.

İngiltere?de önümüzdeki yıllarda Premier Lig denen kirli sistemin ciddi şekilde sorgulanmasına tanıklık edebiliriz. Bu sistemin gerçek tarihinin kabulü, bu yolda atılan önemli bir adımdır. Kapitalizmin kriziyle beraber örgütlü taraftar yıllar sonra ilk kez kirli sermayeyi futbolun dışına atmak için bir şans yakalayabilir.

Sonra da belki sıra Türkiye?de sermayenin futbolunu ve Premier Lig sistemini tek doğru diye senelerdir bize iteleyenlerle hesaplaşmaya gelir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.