"Enter"a basıp içeriğe geçin

İki örnekte otomatik Türkiye basını!

Bir haberin medyada veriliş biçimlerini analiz ederken iletişim bilimlerinde sıkça kullanılan ?eşik bekçiliği? ve ?çerçeveleme? kuramları, söz konusu olan ana akım Türkiye medyası olduğunda bir hayli atıl kalıyor. Zira bizim medyamızın düsturu, bu kuramlara yer bırakmayacak kadar basit ve hoyrat; ?işine geleni yayımla, işine gelmeyeni yayımlama, karar veremediysen de haberi eğ-bük.? Bu abuk subuk prensibin uygulaması da bodoslama olunca, ortaya çıkan örnekleri incelemek hakikaten lüzumsuz oluyor. Zira bu iş, züccaciye dükkanına giren filin cam kırıp kırmadığını bilmek için olay yeri inceleme raporu tutmaya benziyor. Ancak yine de arada bir -ibret-i alem için- üst üste denk geldiğinde, ana akımın davranış kalıplarını ifşa etmekte fayda var. Bu hafta da elimizde iki örnek var. Birincisi; Futbolcu Deniz Naki?nin IŞİD militanlarınca darbedildikten sonra sözleşmesinin feshedilmesi, diğeri ise Kader Ortakaya?nın Kobanê sınırını geçerken vurularak öldürülmesi.

?DENİZ NAKİ?YLE YOLLAR AYRILDI? BASİTLİĞİ

Deniz Naki örneğini ele alırsak; spor basınının kokmaz-bulaşmaz tavrı zaten malum. ?Spora siyaset karışmasın? diye Passolig?le AKP arasındaki ilişkiyi kurcalamayan (Ve tabii sayfa sayfa Passolig reklamı almaktan da geri durmayan), Başbakan (şimdiki Cumhurbaşkanı) eğlensin diye düzenlenen futbol maçına Şampiyonlar Ligi maçıymış gibi muamele eden spor medyası, Deniz Naki?nin saldırıya uğradıktan sonra Gençlerbirliği?nden ayrılmasını şu beylik manşetle verdi; ?Deniz Naki?yle yollar ayrıldı.? Bu basit başlık bile aslında memleket spor medyasının habere bakış açısı hakkında ipuçları veriyor. Edilgen çatıyla kurulmuş başlığı, etken çatıya çevirince cümlenin gizli öznesi Gençlerbirliği. Yani, karşılıklı bir eylemi dahi kulübün bakış açısıyla verme refleksi var. Çünkü Deniz Naki gidici, kulüp kalıcı. Yarın özel röportaj lazım olur, bir şey lazım olur. Özellikle İnternet sitelerinde bu başlıkla verilen haberde IŞİD militanlarından, Naki?nin yediği dayaktan bahis yok. Çünkü haberin kaynağı rejimin ajansı AA. Ajanstan kopyala-yapıştır pratiği, sayfa gösterimi artsın diye durmadan içerik şişirmek zorunda olan İnternet sitelerinin alamet-i farikası. AA?nın sade suya tirit Deniz Naki haberine atlayanlar arasında yandaş NTV kadar günde beş vakit AKP?ye sövüp sayan Sözcü?nün İnternet sitesi de var. Ana akım gazeteler arasında Milliyet 5 ve 6 Kasım?da yaptığı haberlerle haberi en geniş ve çok yönlü veren gazete olarak dikkat çekiyor (Muhalif ve/veya bağımsız yayınları bu analizden hariç tuttuk). Zaman da yine kapsamlı bir haber yayımlamış, tabii AKP?yle ittifak günleri devam etseydi bu haber girer miydi, meçhul. Hürriyet?in 5 Kasım?da Deniz Naki?nin iddialarını küçük bir bant olarak verip, ertesi gün Gençlerbirliği?nin ?Deniz Naki futboluyla yapamadığını, söylemleriyle yapmaya çalışıyor? açıklamasını çeyrek sayfa girmesi, yukarıda değindiğimiz kulüp merkezli gazeteciliğin net bir örneği. Oysa BBC?den Selin Girit ve BirGün gazetesi aynı gün Naki?yle görüştüler. Hürriyet?in de futbolcuyla görüşüp, haberi olduğu gibi Gençlerbirliği basın sözcüsünün ağzından yazmaması mümkündü.

JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ SABAH?IN

Deniz Naki konusunda jüri özel ödülünü ise Sabah Spor?a vermek gerekiyor. Sabah, haberi İnternet sitesinde klasik AA metniyle gördükten sonra, 5 ve 6 Kasım basılı kopyalarında bu habere satır ayırmadı. Bu iki günde Sabah spor sayfalarında Emre Belözoğlu?nun kendini aklama röportajı, Spor Bakanının açıklaması, haber süsü verilmiş tam sayfa cep telefonu reklamı ve grubun kanalı A Spor?un tanımıyla ?İstanbul Derbisi? (!) Başakşehir-Ümraniye maçı var ama Deniz Naki yok. Yeri gelmişken bir parantez açalım, illa aynı şehirde diye (ya da maçın yayın hakları sizde diye) Başakşehir-Ümraniye diye derbi olmaz. O mantıkla İstanbul 1. Amatör Küme?deki tüm maçlar derbi sayılır. Derbi, taraftarlar ya da kulüpler arasında bir rekabeti de içerir. Karagümrük-Eyüp derbidir ama iki ay önce başbakan ol dedi diye olan Başakşehir?in hiçbir maçı derbi değildir.

KADER ORTAKAYA?YI YOK SAYMAK

Kobanê sınırını geçerken açılan ateşle öldürülen Kader Ortakaya ise bu yazının yazıldığı dakika itibarıyla ana akım tarafından (Namık Durukan?ın Milliyet?teki haberi haricinde) yok sayılmış vaziyette. T24, Taraf, Radikal Ortakaya?nın vurulmasını haber yapanlar arasında. Taraf, DİHA?nın Ortakaya?nın askerler tarafından vurulduğu haberini geçerken, TSK?den bir açıklama gelmediğini de kaydetmiş. Durukan?ın Milliyet?teki haberinde ise hem Suruç Kaymakamının, hem de görgü şahidi iki HDP milletvekilinin açıklamaları var. Hürriyet?te ise Kader Ortakaya?yla ilgili tek bir cümle yok. Onun yerine bir otomotiv firmasının yaptığı 1.4 milyar dolarlık yatırım haberi var. Ne demişler, reklam gelecek yerden sayfa esirgenmez.

kaderortakayarrrr

NASIL BİR ÇATIŞMA OLABİLİR?

Kader Ortakaya haberlerinin en acayibi ise kuşkusuz Radikal?inki. Radikal?e göre Kader Ortakaya çıkan çatışma sonucu hayatını kaybetmiş. Sivillerden oluşan bir insan zinciriyle dünyanın en büyük bilmem kaçıncı ordusu arasında nasıl bir çatışma çıkmış olabilir, bunu haberi yazana sormak lazım. Ortakaya?nın Türkiye tarafından açılan ateşle vurulduğunu iddia eden yüzlerce kişi var, bunların ikisi milletvekili, çatışma olduğunu iddia eden ise tek kişi; masasında bu haberi yazan Radikal editörü. Suruç Kaymakamı bile çatışmadan bahsetmezken, ?Kesin çatışmadır o? diye devlet ağzıyla haber döşenmek hakikaten boyuna geçirilen cinsten bir çelengi hak ediyor. Radikal herhalde muhabirlerini bir bir işten atarken, yerine editör olarak 1990?ların devlet propaganda bültenlerinin aranılan ismi Ertürk Yöndem?i aldı!

İNTERNET MEDYASININ DEVLET AĞZINA EVRİLMESİ

Ana akımdaki Deniz Naki ve Kader Ortakaya haberlerinin ortak noktası, çok hakim iki trendi gözler önüne sermesi. İlk olarak; devlet kafasıyla düşünüp onun ağzıyla haber yazmak çok net gözlemlenebilir bir otomatik hareket halini almış durumda. Buna oto sansür bile denemez zira bir şeyi sansür etmek bilinçli bir eylemdir. Burada içselleştirilmiş bir davranış görüyoruz. Oto sansürün gazetecinin işini yapma biçiminin içine bu kadar gömülmesi ve olağan pratiklerin yerini alması, otuz yıllık plaza gazeteciliğiyle son on iki yılın baskıcı rejiminin birleşmesinin kaçınılmaz sonucu. Bu kadar doğallaşan bir pratiği kırmak hakikaten çok zor. Diğer önemli nokta ise bu otomatikleşmeyi iyice mümkün kılan tembellik hali. Özellikle İnternet yayınlarının ?Çok olsun bizim olsun? tavrı, ajanslardan gelen her şeyi noktasına virgülüne dokunmadan dolaşıma sokuyor. Bu da haber ajanslarına, benzerine ancak basının özgür olmadığı ülkelerde rastlanabilecek bir iktidar veriyor. Türkiye?de kamu haber ajansının yurt dışından gelen İhvancı gazetecilerle İHH gibi cihatçı vakıflara destek ziyareti yapmak gibi ulvi görevler üstlenmiş bir rejim aygıtı olduğunu, diğer ajansların birçoğunun da geçmişte devlet yanlısı haber yapmak için deklarasyon imzaladığını düşünürsek, İnternet medyasının da devlet propagandasına teslim olmasına şaşırmamak gerekir. Bu da yine otomatik ve sorgulanmadan gerçekleştirilen bir pratik ve ?sayfa gösterimi? üzerinden para kazanmak dışında bir iş modeli geliştirilmediği sürece giderek daha da kemikleşecek. Hem ana akımın, hem de İnternet medyasının reflekslerinin devlet ağzına evrildiği bir ortamda da ancak ?Deniz Naki?yle yollar ayrılacak?, Kader Ortakaya?ya da düşen en iyi ihtimalle çatışmada ölmek olacak.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.