"Enter"a basıp içeriğe geçin

?o?

Önümde bir çay bardağı fotoğrafı. Koyu renkli bir tahta masanın üzerine konuşlanmış bardak, rahatsız edici bir şekilde kadrajın sağına doğru kaymış. İnsan gözü ilk sağ ortayı görür ama ben hayat boyunca ortanın sağından hiç hazzetmedim, lakin benim tercih ettiğim sol şerit fotoğrafta nadasa bırakılmış, veyahut müteahhite verilecek karşılığında betonarme daire alınacak. Sol taraftaki tek ayrıntı tahta masanın hafif ayrılmış parçası, bunun da tesadüf olduğunu tahmin ediyorum, zira resimde öyle aman aman bir kompozisyon derdi yok. Çay bardağını tam tepeden çekmenin iyi bir fikir olduğu üzerine yoğunlaşılmış, kuşların çay bardaklarını nasıl gördüğü konusunda merak sahibi bir izleyici kitlesi hedef edinilmiş. Ben çay bardaklarına tepeden bakma meraklısı değilim, zira onların da bir haysiyeti olduğunu düşünüyorum.

Öte yandan bu resim beni fazlasıyla ilgilendiriyor. Aslında tesadüfen rastladım kendisine, yani bir amaç için araştırmaya başlamıştım ama bulmayı tahmin ettiğim bir çay bardağı resmi değildi. Zaten kuşbakışı tavşankanı ihtiyacı ile yola çıkan biri varsa, o da bu fotoğrafı çeken olmalı. İşte benim aradığım da bu fotoğrafı çeken. Daha doğrusu bu fotoğrafın önümde bulunuş nedeni bu fotoğrafı çekenden bulabildiğim tek iz olması. O çekmiş bu fotoğrafı, o yüzden önemli. Tabii ben “o” deyince, kendim anlayabiliyorum da, sizin anlamanız çok olası olmayabilir, zira “o” dediğiniz her zamir gibi bulunduğu kabın şeklini alabilen birşey. İlk aşkımdan bahsediyorum, “o” dediğim işte o. Hatta şimdi farkediyorum, çay bardağının yanına sağ elini koymuş, daha doğrusu sağ eli hafifçe kavramış bardağın altındaki tabağı. Çay bardağını sunma, sola doğru hafiften dürtükleme duygusu yaratıyor, da keşke eli değmişken biraz da itekleseymiş bardağı, hani kadrajın ortasına doğru. Neyse, vaktiyle bana değmiş olan elin değdiği bardak değil mevzu olan. Zaten mevzu nedir ben de bilmiyorum, ondan bir iz aradım, ne yapıyor merak ettim, zaman zaman yaparım, yalnız “o”nunla ilgili bir şey değil, hayatıma girmiş tüm “o”ların neler yaptığını merak ederim bazen. Öğrenmek çoğunlukla hoşuma gitmez ama yine de merak etmeden edemem.

İlk “o”ya dönersek, amatör fotoğrafçılığa sardırmış son zamanda. Kuşbakışı çay bardakları çekiyor. Oysa biz beraberken hiç bardak çekme huyu yoktu, doğru düzgün bir fotoğraf makinesi olduğunu da hatırlamıyorum, ama bende resimleri olduğuna göre şöyle bas-çek-it-kak-dürt tipi çin malı bir makinası olmalıydı o zaman da, zira benim makinem yoktu. Acaba “o”nun bu tuhaf huyunda benden ayrılmasının etkisi olabilir mi? Zannetmiyorum, ben öyle insanda çay bardağı çekme dürtüsü yaratan bir insan olmadım hiçbir zaman, en fazla “ya sabır” çekme isteği yaratmış olabilirim. Benim tahminim, şimdi beraber olduğu “o”sunun etkisi daha fazladır bu tuhaf merakta.

Zamirler birbirine girip zincirleme zamir tamlaması oluşturmadan müdahale etmem gerekiyor, zira zincirleme zamir tamlaması olmaz, olsa olsa zincirleme zamir kazası olur. Hayatımdaki “o”lar ikiye ayrılır; bana değmiş, elimi tutmuş, adımı fısıldamış, öpmüş koklamış “o”lar, bir de o “o”ların şimdi aynı şefkati esirgemediği başka “o”lar. Bu “o” aslında “o herif”in kısaltmasıdır genelde.

Hayatımda bu “o”lardan da mezbul miktarda mevcut. Yani tam da hayatımda diyemem, cismen uzaktalar, zaman zaman kıskançlık, sinir krizi, buna bağlı depresif hüsranlar olarak geliyorlar ve gitmeyi de pek sevmiyorlar. Yanlarında uyumaktan huzur bulduğum tüm “o”lar, genelde geceleri bu “o”lara sarılıp uyuyorlar, hatta bazen uyumuyorlar da. Bu ihtimali düşününce ben de uyumuyorum, dünyanın en şizofren grup seksi sahne alıyor, ekseriyetle sonunda benim beynimin ırzına geçiliyor.

“O”lar (herif olanlar) hakkında mümkün mertebe bilgi sahibi olmamaya çalışıyorum. “O”lar hakkında bilebileceğim herşey beni örseleyebiliyor. Örneğin bankada çalıştığını öğrenirsem bir tanesinin, tüm bankacılara düşman oluyorum. sabah erkenden bir bankaya gidip en kalantor müşteri hizmetleri görevlisini sinir hastası etmek istiyorum, mesela zeplin almak için tüketici kredisi başvurusu yapmak istiyorum. Sarı saçlı olduğunu bilirsem, tüm sarı saçları yolasım geliyor. Kafasını kazıtmış olduğunu öğrenirsem, zaten dayanamam öylelerine, kafasını kazıtan ne kadar adam varsa kellelerini güzelce zımparalamak istiyorum. Hele ismini bilmek, en fecisi o işte. Bu isim konusunda hassasım, kendi “o”larımın isimlerini duymak da canımı yakıyor, bir daha aşık olursam dilini bir bilmediğim bir adada olmasına dikkat edeceğim ki o ismi tekrar duyma ihtimalim olmasın. “O”larımın şimdiki “o”larının isimleri ise tarifi imkansız bir nefret duygusu körüklüyor içimde. İyi ki patron değilim, o isimdeki herkesi kovmakta bir an tereddüt etmezdim çünkü. O isimdeki futbolcuların maçını seyrederken önce sakatlanmalarını diliyorum, sonra içim acıyor, bari kırmızı kart görsünler diyorum. Allahaşkına bu nefretimin çok anlamsız olduğunu söylemeyin, ben sanki bilmiyorum. Ama “o”ların bana yaptıkları da az değil, benim yaşadığım hüsranı bihaber olacak kadar umursamadan sarılıyorlar benim “o”larıma. Benim kendi “o”larımı özlemeye bile hakkım olmuyor yalnız uyuyamazken.

“O”larımın “o”ları hakkında hiçbir şey bilmemek de kötü, çünkü bu sefer de tahmin yürütmeye başlıyorum. Kesin uzun boylu bir heriftir, benden zaten uzundur da, genel olarak da uzundur. Kendinden emindir, daha kötüsü kendini komik filan da sanıyordur. Erkeklerin en çok kendini komik zannedenine dayanamıyorum. “Her gece senin “o”nla sevişiyoruz, üstelik acaip de eğlenceliyim üstüne ben, ahahahah”. E, geber! Senin benim gibi gülmez bu “o”lar ayrıca, “ahahah” diye genizden gülerler, değişik olacaklar ya illa. Süper başarılılardır ayrıca, sinir bozucu anneleri vardır, müstakbel gelinlerine bayılırlar, bir aile saadeti, bir aile saadeti, değme gitsin. Sevimli kardeşleri olması ayrıca tercih sebebidir, benim küçük kardeşim yok ya, inadına. Herşey mükemmeldir, ayaklar yere basar, artık gelecek planları yapılmalıdır, tarihler alınmalıdır, yüzükler takılmalıdır, hele bir askerlik de bitsin. Herşeyin mükemmel olmasının ne kadar sağlıksız olduğu anlatılamaz bunlara, nasıl bir pisliğin içinde yüzdüklerini göremezler, herşey yolundadır, o yol uçuruma gitse bile. Mutlu olduğunu zannederek ölmekten daha kötü ne olabilir ki, tam bir rezalet, hayat boyu sahtecilik, tinsel dolandırıcılık… Attığın içi boş kahkaha benim kesif yalnızlığımı bastırabilir mi sanırsın, mutsuzluğuna basarak ilerlediğin “o”lar seni yalnız bırakır mı? Geride kalan “o”lar, hayalleri başına yıkılanlar, ayakları hayalkırığına bulananlar, yalnız üşüyenler, her gece saldırdıkların, rahat bırakır mı sen sahteliğini anlayana kadar? Yıkıl şimdi karşımdan, ne halt edersen et…

Benim “o”ma çay demlemişsin ve şimdi o fotoğrafını çekiyor, kadrajı tutturamadan üstelik. Kadraj umrumda değil ama çay görürsem kusabilirim.

Tek Yorum

  1. sevgi yılmaz sevgi yılmaz 05/09/2008

    bu yazı benim bütün hislerime tercüman olmuş,

    kendimi iyi hissettim, demekki çok da tuhaf hislere kapılmıyormuşum 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.