"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ömrümü yedin FM/CM!

Sene kaç tam hatırlamıyorum. İlkokuldayım, yazı icat olunmuş, herhalde ertesi yıl bizi okula almışlar, epeyce eski yani. Evde 16kb’lik ZX Spectrum’un üzerine sünnetten gelen paralar konularak Akaretler’deki araba tamircisi/bilgisayarcı abilerden alınmış 128kb’lik Amstrad var. CPC6128, meşhur yeşil monitörlü olanlarından. O zamanlar Norwich City İngiltere Birinci Ligi’nde, Premier Lig ise Rupert Murdoch-Margaret Thatcher-İskeletor üçlüsünün hain planlarında belirmeye başlamamış henüz. Norwich’i İngiltere’deki Norveçliler’in takımı sanıyorum, Norveçliler’e annemin çalıştığı tekstil firmasının birincil müşterileri olmalarından kaynaklanan bir sevgim var. Fatih’teki küçücük fareli evimizde masaya çorbayı Norveçliler koyuyor, mecburen Norwich’i tutuyoruz. Hem yeşil monitöre de cuk oturuyor renkleri. Football Manager açılıyor, bir heyecan Norwich’le başarıdan başarıya koşacağız. Ama öyle hemen değil, çünkü Liverpool da alsan, Nottingham da alsan Dördüncü Lig’ten başlatıyor seni oyun. Öyle şimdiki gibi “Barcelona’yla otuz iki sene üst üste şampiyon oldum oğlum” durumu yok. Ekmeğini taştan çıkarıyorsun. Pıtır pıtır yana söne atak geliştiriyor futbolcu kılığına girmiş pikseller, sen yaptığın transferler iyi oynasın diye ekran başında dua ediyorsun. Taktik müdahale filan yok. Ne çektiğimi bir ben bilirim, bir de cefakar Norwich halkı ve Norveç Fahri Başkonsolosu bilir.

1990’ların ortaları… Amstrad rahmetli olalı çok olmuş, yerine bir bilgisayar edinilmesi söz konusu bile değil, para yok zira. Sünnet dediğin on kere olunmuyor. Ama ablam evlenmiş, eve bilgisayar almışlar, üstelik hard disk denen şeyden bile var içinde, 360 MB mı ne? Monitör renkli, oyuncular artık üçgen. Yalnız İngiltere Ligi değil, İtalya’dan filan da takım almak mümkün. Transferler daha gerçekçi artık, takıma müdahale de olası. Trans hâlinde ekran başındayım, günde bilmem kaç saat. Ortaokul denen şeyi zaten çok sevmiyorum, okul iptal olsun, yerine menajerlik oyunu konsun istiyorum. En horoz sesli, en ince bıyığımsılı, en sinir bozucu, en ergen zamanlarım. Ablam kibar kadın, “evine git” diyemiyor, ben günde 25 saat uyuz uyuz ekran başında takılıyorum.

Doksanların sonunda ÖSS, ilk sevgili vesaire derken bilgisayar filan unutulmuş. Zaten hatırlansa ne olacak. Ablamın bilgisayar da sizlere ömür, bizde hâlâ para yok. Ancak 2000’lerin başında, ilk sevgilinin terk etmesinin de ortaya çıkardığı boş zamanla hatırlanıyor. Bir de o zaman Kent FM var, Kaybedenler Kulübü var, dahası Tekila City var. İşte bu Tekila City’de durmadan bir CM muhabbeti yapılıyor. O zehri daha önce tatmış da olsam, menajerlik oyunlarının ne kadar alıp yürüdüğünü bilmiyorum daha. Türkiye Ligi gelmiş, dört diyardan oyuncu eklenmiş. Bir yerden CM99-00 CD’si buluyorum, okul gazetesinin bilgisayarında deniyorum. Deneyiş o deneyiş. Çocukluğumdan ve ergenliğimden hatırladığım o göz ağrısı, o uykusuz geceler, o “bir maç daha” ruh hâli geri geliyor. Gazetenin yarısını ben çıkarmaya başlıyorum, internet sitesini yapıyorum, sırf arka planda CM oynayabilmek için. İki sene böyle gidiyor. Rehabilite mi oluyorum? Ne münasebet! Internet sitelerinden kazandığımla bilgisayar topluyorum. Toplama derken tam toplama. Ekseri parça Yazıcıoğlu’ndan, monitör bir arkadaştan, işlemci başka bir arkadaştan. Pentium II 233, sorma gitsin! Windows Millenium ağlayarak çalışıyor ama olsun CM var mı, var. Daha nesi?

CM00-01’i tam 48 sezon oynuyorum. Üç ayrı takımla yedişer kez Şampiyonlar Ligi kazanıyorum. Yetiştirdiğim oyuncular, teknik adamlıktan emekli oluyor. Ama bir oyuncum var ki, 15 yaşında takımıma gelen, onu unutamıyorum. Senede 50 gol, 25 asist. Kimselere satmıyorum, 150 milyon Avro fiyat koyuyorum inadına. Ellinci sezonu beraber göreceğiz. Hesaplıyorum, o 36 yaşında olacak, ben Allah kerim! Bir sene daha sıkacağız dişimizi ve son Şampiyonlar Ligi’ni de alıp bırakacağız. Amerikan filmlerindeki suça tövbe eden tipler gibi, “Son bir iş daha Joe ve sonra temizleneceğiz”.

49.sezona bu hayallerle başlıyorum. “Son oyunu yükle”, enter, lacivert yükleniyor çizgisi ve oyunda olacağız. Hayır, olamıyoruz, veri tabanı hatası diyor. 48 sezonda öyle bir şişmiş ki oyunun dosyası, çalışmıyor. Üç hafta denemediğim yöntem kalmıyor kurtarmak için, olmuyor. Menajer ben ve oğlum gibi sevdiğim oyuncum, hayata aniden veda ediyoruz. Sanal evlat acısı!

Sonraki sezonlarda yine oynadım. CM’yle FM’nin ayrılışını, yeni FM serisini, hepsini… Geçen sene hem yeni CM’yi oynadım, hem de efsanelerden CM01-02’yi. Bu sene FM’ye geri dönüş yaptım, AEK’i eski güzel günlere döndürmeye çalışıyorum. Artık eskisi gibi müptela mıyım, hayır, sanırım o 48 sezondan sonra bir daha olmadım. Zaten Kent FM de kapandı, Tekila City de bitti. Ama FM/CM hâlâ hayatımın bir yerlerinde duruyor. Benimle aynı zamanlarda aynı şeyleri yaşayan bir sürü insanla oyun maceralarımızı paylaşmak, CM’sel pehlivanlık tefrikalarımızı karşılıklı anlatmak hâlâ hoşuma gidiyor.

Eşek kadar adam da olsan, içindeki menajeri çıkaramıyorsun.

* Eurosport.com’daki köşem “Üç İhtimalli Adam”da yayımlanmıştır.

http://tr.eurosport.com/uc-ihtimalli-adam_blog157/blogpostlist.shtml

Tek Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.