"Enter"a basıp içeriğe geçin

peki, siz neyin kulübüsünüz?

Dürüst başlamak istiyorum: Ben Emo’lardan hoşlanmıyorum. Müziklerinden, hayata bakışlarından en az ait oldukları çağdan sıkıldığım kadar sıkılıyorum. Dahası, İstanbul’da belli başlı toplaşma yerlerinden bir tanesi benim yan sokağım. Cumartesi gündüzleri canım örneğin Moda’ya yürümek isterse Vans reklamından fırlamış bir güruhu yarıp geçmek zorundayım. Üstüme kaynaksız depresyonları siniyor, sevmiyorum. Kendi ergenlik çağımda tiksindiğim grunge insanlarına (ki biz gringo derdik onlara) rahmet okutuyorlar.

Lâkin, şu son C bilmemne’yle B bişey’in kaybolma olayından sonraçıkan yazılar, beni bu yazıyı yazmaya itti.

Bugün Hürriyet’te Yeliz Öz imzasıyla çıkan şu fantastik yazıyı ele alalım:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11985445.asp?gid=229

Üşenenleriniz için birazını kopyala-yapıştır yapıyorum buraya:

Kendilerini ?duygusal çocuklar? olarak tanımlayan Emo?cuların ortak noktası ?duygusal punk? adı verilen müzik türünü dinlemeleri. Emo?nun İngilizce-Türkçe sözlükte karşılığı: ?Kendine zarar veren metal dinleyen kişilik? ve ?Emotion?dan gelen ve duygusal anlamda hüsran yaşayan, bitap düşen, histerik.?
Bu sosyal akım 1980?lerde ABD ve Japonya?da hızla yayıldı. Sayıları her geçen gün artan Emo Kids yani Emo fanları kendi aralarında oluşturdukları dili kullanıyor. Büşra E.?nin arkadaşlık sitesi facebook?ta kullandığı isim Büshra Yoq. Bu Emo?ca bir isim. Cansu B. ise sarı kabarık saçları mini eteği ve elbiseli fotoğrafını koyduğu profilinde kendi adını kullanıyor.

Emo?cular internetteki gruplarda bir araya geliyor. Hepsinin uymak zorunda olduğu yasalar var. Kendi aralarında oluşturdukları dili anlamak çok kolay değil. Bu nedenle Emo?caya çeviren sözlükler var.

Saçlarını genellikle tek gözlerini kapatacak kadar öne yatırıyorlar. Arkada kalan kısımları ise jöleyle ya da spreyle kabartarak karıştırıyorlar. Amaçları ise yüzlerinin tamamını göstermemek. Yüzlerinin görünen kısımlarına ise piercing yaptırmak aralarında çok yaygın. İstanbul?da en çok İstiklal Caddesi?ndeki İş Bankası?nın önü ve Kadıköy?deki Rexx Sineması?nın önünde takılıyorlar. Cinsiyeti çok önemsemeyen Emo?cular, dama işaretli pantolon, gömlek giymeyi çok seviyor. Kıyafetlerinde kırmızı-siyah-mor en yaygın kullandıkları renkler.

Bu tip saçma sapan kulaktan dolma bir yazıyı kim yazar diye merak etmedim değil. Muhtemelen yukarıdaki yazı yazılırken yapılan araştırmadan biraz daha fazlasını (yani toplam bir buçuk dakika) yaparak bu veciz haberin sahibi hakkında biraz bilgiye ulaştım. Sıkılmazsanız (ki çok mümkün değil) şöyle bir röportajı var: http://www.basariligencler.com/hurriyet-gazetesi-muhabiri-yeliz-oz-turkiye%E2%80%99de-medyada-cok-seslilik-var.html

“Medyada çok seslilik var” diye buyuruyor 21 yaşındaki Yeliz Öz. Aydın Doğan İletişim Lisesi’nden mezun, Aydın Doğan Gazetecilik Ödülü almış, Aydın Doğan’ın gazetesi Hürriyet’te çalışıyor. Yalnızca şu özgeçmiş bile Yeliz Hanım’ın çok seslilikten ne anladığına soru işaretleri koyduruyor.

Ve 2 Temmuz 2009 tarihinde Yeliz Öz denen hanım, üstte maruz kaldığımız haberi yazıyor. Ailelere “çocuğunuzun emo olup olmadığını nasıl anlarsınız?” kılavuzu sunuyor. Masabaşından 21 yaşındaki poposunu kaldırmaya zahmet edemediği için yazısında bahsettiği Beyoğlu ya da Kadıköy’e gidip iki tane emo çocukla konuşamıyor. Kendi kuşağını pas geçiyor, enter’a basıyor, “çok ses” çıkarıyor. Kaç tane çocuğu ne zor durumlara soktuğunu umursamadan.

Ben 1981 doğumluyum. Gitarın distortion’sız da çalınabildiğini birkaç sene önce öğrenecek kadar metalci oldum hayatım boyunca. Bu yazıda tarifi verilen çocukların yaşında heavy-metal fanzini çıkardım-batırdım. Satanist davası benim de üstümden geçti. Ailem Hürriyet’e tuvalet kağıdından fazla değer vermeyecek kadar zekiydi, evde sorun yaşamadım, ancak annemin King Diamond tişörtümü dışarı çıkarken giymeyeyim diye gözüme yalvarırcasına baktığına çok şahit oldum, aynı standlarda fanzin sattığımız bir sürü arkadaşımızın göz altına alındığına ve Yeliz Hanım gibi muhabirler tarafından afişe edildiğine de.

Ve biz daha güçlüydük. Bizim kuşağımız her şeye rağmen biraz daha politikti, biraz daha aktifti. Emo’lar tamamen Özalist, “apolitik” olarak sunulan bir politik fanatizmin hakim olduğu, insanı pasifleştiren, insanlığından çıkaran bir ortamın ortasına doğdular. Müziklerini sevmiyorum demiştim, nedeni çocukların maruz bırakıldığı pasifliği iyice derinleştirmesi. Hiçbir savunma mekanizmaları yok. Belki bu yüzden, daha önce engizisyondan geçmiş bir ağabeyleri olarak yazıyorum bu yazıyı.

Konuşun çocuklar, anlatın ailelerinize. Korkulacak tek şeyin kuyuyu zehirleyenler olduğunu, popolarını masadan kaldırmadan yazdıkları yazılarla sizi ailelerinize kırdırmaya çalışanlar olduğunu söyleyin. Hayatta her şeye pasif kalın isterseniz ama size açılan savaşa karşı ne olursunuz pasif kalmayın. Şunları bir def edelim, Rexx’in önünde hayata sizinle beraber küseriz isterseniz, zaten evim çok yakın.

Bu haberler önümüzdeki günlerde, eminim ki çıkmaya devam edecek. Yeliz Hanım ve şürekâsı kendilerine sabah toplantısında başka bir saçmalık verilene kadar yerdeki zebranın etrafında apranti sırtlanlar şeklinde dönmeye devam edecekler. Büyük patronun okulunda okuyan, onun gazetesinde çalışmak “en büyük hayali olan”, onun ödülünü alan, sendikasızlaştırma nedir bilmeyen, grev yapan meslektaşlarını anlamayan, tekelleşmeyi “çok seslilik” sanabilen, hayattan ve insanlardan bihaber tipler sokağın değil de plazanın klimalarının zehirli havasını kokladıkça böyle “haber”lere imza atmaya devam edecekler.

Biz de savaşmaya devam edeceğiz. Kalkın Rexx’in önünden çocuklar, yapacak işimiz var. “İçi çürümüşler kulübü”ne edecek iki çift lafımız olacak.

6 Yorum

  1. Mehmet Akif Mehmet Akif 02/07/2009

    Elinize sağlık sabah o yazıyı görünce ne kadar dandikce ve umursamazca hazırlandığına hayret etmiştim.Demek yazının sahibi ödül almış bir şahsiyet.İyi geleceğini habercilerini de bu emolar sayesinde tanımaya başlıyoruz.

    Emo lar hakkında düşüncem ise bu kadar amaçsız ve kendilerini ezik hisseden insanlar güruhuna acıyorum.Umarım geç olmadan kurtulurlar o yoldan.

  2. fason gastesinin dandirik habercisine fason gastesinin dandirik habercisine 02/07/2009

    emo kültürünü sevmeyen biri olarak bu kadar cahilce haber hazırlanması sinirlerimi hoplattı. Bu küçük yazarı afişe edelim ki aslında gazetelerde ne kadar büyük cahillerin çalıştığını herkes görmeli.. Tamam bu kız cahildir, beceriksizdir vs. Ama haberi denetleyenlerin kötüniyetleri daha ağır basıyor.
    Emoları da savundum ya ölsem de gam yemem.. Hatta haklarında saçmaladıkları 12-13 yaşındaki emoları daha erdemli bulduğumu söylesem abartmış olmam. Hiç değilse çocuk masumiyetine sahipler. Böyle kaşarlanmış medya oyunlarına alet oldukları için üzgünüm.

  3. Ömer Özlü Ömer Özlü 06/07/2009

    Çok güzel bir duyarlılık örneği, fişlemeye-hedef göstermeye açık bi tepki…de ben bu ‘Özalist’ lafını anlamadım…Sanki bu çocukları Özal yetiştirmiş gibi. Eğer bu çocuklar Özal’ı örnek almış olsalar gidip rexin orda geleni geçeni salak salak süzerler miydi bilmem, ülkemin sol görüşlülülerinin özal nefretini de hiç anlamadım, anlayamam… en azından darbeden sonra halkın askere karşı bir rövanş psikolojisinin adıdır Özal, devri ülkeyi – iyi ya da kötü yönden – değiştirmiştir ama belki de ‘çağ atlama’ gayretleri olmasa şimdi bu bilgisayarlardan malum medyanın ağzının payını verme şansına bile sahip olamayacaktık, yanlış mıyım? Ayrıca bu emoların – artık kendilerine ne diyorlarsa – meşhur tanımlama içinde ’80 sonrası kuşağa’ mensup olduklarını hiç zannetmiyorum, 80 sonrası kuşağın paraya düşkün ve komformist olmanın yanında zeki, atılımcı ve bir dereceye kadar da delikanlı bir yanı vardı (hepimiz aynı kapitalist geminin içindeyiz sonuçta), ama bence bu çocuklar 90ların sonunda gelişmeye başlayan yepyeni ve piç bir hayat görüşünün meyveleri, anne-babaların parayı dayayıp çocuk yetiştirme mantığı sonucu hiçbir şeyden haberi olmayan, kimseden ilgi alaka görememiş, kendine güvensiz, pısırık bir nesil. Bence Hürriyet Gazetesinin çok çok hoşuna gider böyle kitlelerin varlığı, az çok politize olmuş, hayata karşı bir duruşu olan adamları göremezsiniz bu gazetlerin sayfalarında ne iyi ne de kötü bir haberde…

    O haberci olacak arkadaşa da yazıklar olsun diyorum, starbucks’ta kahve içip okuldaki tuhaf tiplerin dedikodusunu yapan özel okul kızları gibi bir ülupla habercilik yapılır mı?….

    saygılar sunarım…

    • admin admin 06/07/2009

      Bu çocukları Özal’ın yetiştirip yetiştirmediğini ayrıca tartışırız ama bu medyayı Özal’ın yetiştirdiğini gözden kaçırmamak gerekiyor. Malumunuz iş adamı tayfasının medya patronu olarak palazlanması büyük oranda 1980’lerin ortasındaki teşviklerle ortaya çıkan bir durum. Aydın Doğan beyefendinin de yazılı basının eğitiminden denetimine her noktasının sahibi oluşu, ortaokuldan aldığı çocukları “patronun has adamı” olmak üzere tornaya sokuşu o sürecin sonuçlarından biri sayılabilir.

      Tabii Özal’ı halkın askere tepkisi olarak açıklamak da bence çok doğru değil. Sonuçta kendisi seçime katılmasına izin verilen tek sivildi ve bu hakkı da kimlerin İsviçre’deki hangi bankalarda isimsiz hesap açabilmesini sağlayarak kazandı, Besim Üstünel gibi dönemin tanıkları çok iyi bilir. Dolayısıyla tamamen faşist cuntanın ve onun iplerini elinde tutanların icazetiyle gelen bir adamı “sivil” saymak bence pek mantıklı sayılmaz.

  4. Ömer Özlü Ömer Özlü 06/07/2009

    Şu anda bile darbe planlarının havada uçuştuğu bir demokrasi içinde yaşadığımızı düşünürsek Özal o civcivli zamanda yapılabilecek en iyi tercih gibi görünüyor. Amacım Özal’ı sivil ya da sütten çıkmış ak kaşık olarak göstermek de değil, sadece şunu söylüyorum: Özal olmasaydı 80 darbesinin etkileri çok daha büyük boyutta olabilirdi ama bence toplumdaki asıl çözülme 90larda eğitim sisteminin içinin kasıtlı olarak boşaltılmasıyla başladı. Bizden sonraki neslin (doğum tarihlerimiz aşağı yukarı aynı olduğu için bunu rahatlıkta söyleyebiliyorum) acaip hallerinden muzdaribim, ama insanlar boş yetişiyorlar: ben emoların da, babalarının da Hürriyet de dahil olmak üzere bir gazete takip ettiklerini şahsen düşünmüyorum. Ben – birçok arkadaşım gibi – o çocukların yaşındayken Steinbeck, Victor Hugo vs. okuyordum, evlerde edebiyat diye, kitap diye bir şey vardı zamanında. Ha demek hayatta böyle şeyler de oluyormuş deyip önümüze daha sağlam bakabiliyorduk.

    Sözün özü siyaset de her şeyi açıklamaya yetmiyor bence, yasaklı Demirel ve Ecevit başbakan, zamanın aktif solcuları da medya patronu, anchorman olmadı mı? Herkesin ne iken ne olduğunu görmekten gına geldi zaten, çocuklar emo olmuş çok mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.