Kedi besleyen…

Kendi kedisiyle arasına ölüm girdiğinde fark etti ne yapabildiğini ilk kez. El kadarken alıp evine getirdiği, her gece koyun koyuna uyuduğu sevgili kızı dünyaya cam gibi gözlerle bakıyordu, kesilmeye başlayan hırıltısı ağrısının dinmesinin değil, başka bir aleme yolculuğunun habercisiydi.

Birbirlerine baktılar. Kedi onu hâlâ tanıyordu. Adam rafa gidip bir konserve aldı, açıp parmağını içine daldırdı, ucunu kediye uzattı. ?Hadi kızım? dedi. Kedi sendeleye sendeleye yanaştı zorla, düşme pahasına parmağa uzandı.

Tüm gece dualarla geçti. Mavlamalara ağlamalar karıştı. Sabah olduğunda kedi de, adam da yorgundu. İkisinin de kalbi zayıftı, ikisi de hayattaydı.

Başka kediler de tutundu adamın kalbine sonra. Bir keresinde başı ezilmiş, kör kalmış bir tekir-beyaz sığındı. Ölüme yattığı gecenin sabahında adamın göğüs kafesine yerleşmiş, kalp çarpıntılarının ritmiyle hoplayıp zıplıyordu. Sonrasında gözü patlamış bir sarı geldi. Sabah olduğunda çoktan sineklerin peşindeki bir korsana dönüşmüştü. Adam büyüyen kalbinin yorgunluğuyla gülümsedi.

Sonra gümüşe çalan sarı tüylü bir dişi buldu yol kenarında. Yüzünün yarısı çamur içindeydi. Arka ayakları şoktan istemsiz tekmeler savuruyordu. Bir şeyi yok gibiydi ama kalçasına dokunulunca ettiği feryattan içeride bir şeylerin yanlış gittiği anlaşılıyordu. Aynı cam gözler bakıyordu yine adama, aynı çaresizlik akıyordu derinliklerinde bir yerden.

Adam gözlerini kapadı. Kediyi düşünmeye başladı. Önce ayağa kaldırdı, sonra kalçasını toparladı. Acısını aldı, duruşunu düzeltti. Sırtını, başını sevdi. Öptü, okşadı, kokusunu içine çekti. Adını Kısmet koymuştu. ?Kısmet kedi, iyileş? diye diye uyudu.

Sabah olduğunda kedi çamurları boynundan çıkarmaya uğraşıyor, patilerini ısırırcasına emiyordu. Karnı da acıkmıştı. Adam ise yanına uzanmıştı. Yorgun kalbi artık yoktu. Üç parça olmuş, üç renkli üç yavru kediye dönüşmüştü. Onlar birbirlerinin kuyruğuna atlaya atlaya şehrin zalimliğinden uzaklaştılar. Kısmet kedi de peşlerinden gitti. Adam ise eridi, bitti, kayboldu.