"Enter"a basıp içeriğe geçin

‘Walter Mitty’nin vedası’ ya da ‘Radikal’in gizli yaşamı’

radikal-son-2Eğri oturup doğru konuşalım. Radikal?i okurken zaman zaman dellensek de, orasına burasına konduruluveren kimi ?hassas vatandaş? köşe yazarlarını, yaşam tarzı takıntısını, hele son döneminde iyiden iyiye gazeteden çok dergiye -haber dergisine bile değil- dönmesini sevemesek de, Radikal gazetesi ciddiye aldığımız bir gazeteydi. Bizim mahallede meşin top almak için bayramı beklemeyen tek çocuktu. Evinde bilgisayarı olmasına hepimiz uyuzduk ama gazoza parası yetmeyene ısmarlayacak kadar da bizdendi. Özetle kıl olsak da, burjuva bulsak da, bir Hürriyet?e ya da Sabah?a dönüşmemiş olmasının öneminin farkındaydık.

Şimdi Radikal yok. Bunun tek bir nedeni olduğunu söyleyemeyiz. Evet, Radikal çok uzun süredir tatmin edici bir gazete değil. Susurluk döneminde ulaştığı bir milyon tirajdan yirmi beş binlere kadar inmesinde bunun çok büyük bir payı var. Bir gazete muhalif de olsa -bu sol basın ve tabii Evrensel için de geçerli- yalnızca dayanışma için satın alınacak, okunacak bir şey değil; yani okuyucu gazeteyi bu amaçlarla almak zorunda değil. Üstelik Radikal?in arkasında Aydın Doğan varken, kimsenin Radikal?e ?yardım? yapmasına lüzum yoktu. Daha iyi bir gazete yapılabilirdi, yapılamadı. Gazete okuyucusu da bir tür tüketiciyse durum bu kadar basittir. Niye yapılamadığını gazetenin editoryal idarecilerine sormak lazım.

Diğer taraftan tiraj meselesi alengirli bir konu. Sol ve muhalif gazeteler Türkiye?de kültürel sermayesi en yüksek kesimlere hitap ediyor. Bunun sonucu olarak etki alanları çok yüksek oluyor ancak tiraj yapmakta zorlanıyorlar. Bu, ülkede fikir alanındaki her şeyi etkileyen bir durum. Özellikle popülizmin yüceltilip okumanın yazmanın kınandığı AKP döneminde uçurum daha da büyüdü. Sorunun gazetelere yansıması ise şöyle; alt sosyoekonomik gruplar televizyonu tercih ediyor, okursa da daha popülist gazetelere yöneliyorlar. Üst sosyoekonomik gruplar ise yazılı basın yerine İnternet?i tercih ediyor. Olan gazeteye, dergiye oluyor. Radikal yöneticileri gazetelerinin Türkiye?de bir pazarı olmadığını hissettilerse haklılar. Çünkü yok. Radikal?in 25-30 bin satan ama gündem belirleyen bir gazete olması finansal olarak göze alınabilseydi gazete devam ederdi. Belli ki alınmadı ve İnternet?e geçildi.

Yine dürüst olmak lazım. Gazetenin Son Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can Sağlık?ın ?cenazeyi kaldırmaya? geldiğini hemen hemen herkes hissediyordu. Baştan hissetmeyen vardıysa da, Radikal?in tasarımının ?çakma Guardian?a dönüştürüldüğü an anlamıştı sanıyorum. Radikal?in son hali samimiyetsiz, içeriksiz ve açıkçası gereksizdi. Hele ki yazarları ve haberleri İnternet?ten okuyabiliyorken. Dolayısıyla Radikal?in mevcut haliyle çok fazla daha devam etmesi mümkün değildi.

Ama… İşin burasında, yani basılı yayından İnternet?e geçişte bir sürü ?ama? var. Birincisi, Türkiye?de İnternet gazeteciliğinin hali matbu basından çok daha iyi değil. İnternet yayınlarının tek sürdürülebilir geliri reklam ve reklam piyasası tamamen ?tık? üzerinden dönüyor. Cumhuriyet?i Takvim?le, El Cezire?yi En Son Haber?le yarıştıran bir sistem bu. Üstelik bu işin bir sürü hilesi var. Çıplak kadın resmi, dedikodu, bahis tahmini, komik video vesaireyle trafiği, yani siteye geleni gideni şişirmek mümkün ve bunu sonuna kadar yapan pek çok piyasa aktörü var. Siz yapmazsanız aç kalıyorsunuz, bu kadar basit. Türkiye İnternet piyasasında şu an prestij yayıncılığına alan yok. Yeni ve reklama, tıka dayanmayan iş planları geliştirilmedikçe -bu arada abonelik sistemi de çözüm değil- İnternet ?Seksi resimleri için tıklayınız? gazeteciliğine mahkum.

Radikal?in basılı hâli kendini çeviremediği için sona erdirildiyse, aynı patronajın İnternet sitesini de bu üstte anlattığım yola sokacağını görmek için dahi olmaya gerek yok. Zaten gazetenin kadrosunda yapılan tenkisat, içeriğin havuza devredilmesi gibi uygulamalar bunu gösteriyor. Eğer mesele tık almaksa, Radikal?in Pınar Öğünç?e ya da Ali Topuz?a ihtiyacı yok. Bütün gün koşturup bir tane iyi haber yakalayacak muhabirlere de ihtiyacı yok. Dost acı söyler ama İsmail Saymaz?ın o çok değerli, davaların seyrini değiştiren ödüllü haberlerinin maalesef ?Kim Kardashian?ın poposu? galerileriyle trafik açısından yarışması çok zor. Pınar Öğünç?ün kendi sitesi pinarogunc.com?da yayımladığı ?Meram? başlıklı yazısında değindiği gibi, kalanlar da bundan sonra ?esnek çalışma? diye diye esnetilmekle boğuşacaklar. Ta ki patron ?Bu kadar yazara, muhabire ne gerek var, on beş tane stajyer editör alalım, durmadan galeri girsinler? deyinceye kadar.

Radikal?de olan şeyin adı ?dijitale geçiş? filan değil. Radikal patronajı yalnızca prestijli bir markayı elinde tutup, o markayla fason üretime geçiyor. ?Walter Mitty?nin Gizli Yaşamı? filmindeki gibi bir alay takım elbiseli gelip gazeteyi boşalttı. Özellikle Türkiye gibi neoliberalizmin at koşturduğu ülkelerde sık gördüğümüz bir ucuzculuk, ?Ben yaptım oldu?culuk bu. Dolayısıyla artık geride kalan şeye Radikal muamelesi yapmaktansa, olmakta olana bir emek mücadelesi perspektifinden yaklaşmak daha doğru. Şu an salya sümük nostalji bombalarına, ya da ?Son kale düştü? tipinden yazarını var eden sosyal sermayeye selam çakmaktan başka işe yaramayacak sığ analizlere hiç gerek yok. Radikal?de bir emek kıyımı yapılmaktadır, ve an itibarıyla kafa yorulması gereken yalnızca budur.

Medya çalışanları olarak hem iş güvencesi, hem de örgütlülük bakımından pek çok iş kolundan çok daha kötü durumdayız. Sendikasızlığı geçtim, sigortasızlığın bile kanıksandığı bir iş kolu bu. Sendikamız -yine dost acı söyler ama- işlevsiz, kurduğumuz meslek örgütleri ?sen, ben, bizim oğlan?dan ibaret. Onlarcamız hapiste ama buna karşı en etkili birlikteliğimiz bile ?x?in ve y?nin arkadaşları?ndan öteye gidemiyor. Tanınmışın az buçuk kollandığı, adı duyulmayanın muhalif basın dahil her yerde hırpalandığı bir sistem bu. Bunun böyle olmasının bir önemli nedeni 1980 darbesi sonrasında Özal eliyle medyada yaşanan dönüşüm, gazeteci olmayan ve hemen her türlü sektörde devletle iş yapan patronların sektörü ele geçirmesi, onların yarattığı ?yıldız gazeteciler?in ara eleman olarak sendikasızlaştırmaya ve medyadaki kast sistemine aracı olması. Yani faturayı salt gazetecilere kesemeyiz. Ama gazetecileri eleştirisiz de bırakamayız tabii. Otuz senedir merdiven altı atölyelerine döndürülen bir sektörde tek bir dişe dokunur örgütlü direnişin olmaması yalnızca ?ekmek parası?yla açıklanamaz. Yine lafı hiç eğip bükmeyelim. Medya bir ego işi ve medyada çalışmanın -aç karnına bile olsa- hepimize sağladığı konfor alanları var. Yaptığın işe imzanı atıyorsun ve herkes görüyor. Bu hem insana gereksiz bir manevi boşaltım sağlıyor, hem de bu işi bedavaya yapacak bir sürü genç insanı kapıya diziyor. Özellikle plaza gazetecileri, on binlerce kişinin kapıya yığılıp ?kaç para?? diye haykırdığı bir ortamda bile neden bir işyeri işgali gerçekleştiremediklerini kendilerine bir sorsunlar.

Biz medya işçileri, maalesef Greif işçileri, Punto işçileri, TEKEL işçileri ya da şu an greve giden cam işçileri gibi değiliz. Çünkü kendimizi bir halt sanıyoruz. Oysa direndiğimizde kazanma şansımız da var, Karşı Direnişi?nde olduğu gibi. Ama nedense kendini bir halt sanmanın karın doyurmadığını anlayamıyoruz.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.