Al!..

cat-back-view-thumb18670916Size sürekli olarak çektiğim acılardan bahsederek eziyet etmeyi ben de isterim elbette. Velakin öyle ahım şahım bir acı çekmediğim gibi, başkalarından acı devşirip zimmetime geçirmeyi de sevmiyorum. Dolayısıyla ışığa tutulduğunda BEN diye insanın suratına ciyaklayıveren filigran bir alt metin sunamıyorum. Kaldı ki bir üst metin de yok. Genel olarak bir metin söz konusu değil. Yazmak için sanırım insanın içinin dolmuş olması, yazmazsa ölecek olması, sokakta yürürken birinin yakasına yapışıp acilen anlatması gereken şeylerinin olması gerekiyor. Benim öyle bir derdim yok. Hayattan memnuniyetsizliğim bir aciliyet arz etmiyor, aksine beni uzun sürekli bir hareketsizliğe ittiğinden sonra bir ara anlatsam da olur gibi duruyor. Hiç sıkıntım yok diyemem. Yaşamak durumunda olduğum ülkeyi terk etmeye beş yüzden geri sayıyor olmam ve her dışarı çıktığımda beni illâ ki “hanım ilacımı getir” ruh hâline büründürecek bir şeylerin olması aslına bakılırsa bu kategoride anılmayı hak eden şeyler. Fakat bunların etkilerini öyle akut bir ağlaklık hâlinde yaşamıyorum. Daha çok kronik bir ruhi çöküntü var. Zaten aksiyon diyetindeki yaşamımın bu kesitinde ziyadesiyle kronik sıkıntıdan söz edebiliyorum. Bunlar arasında sinüzitin sıklıkla hakkının yendiği kanısındayım. Sabahları uykudan nefes alamayarak uyanmanın ve burnumun içinden meyve presinden geçirilmiş Godzilla kalıntılarının saçılmasının yanı sıra beynime tavayla girişme isteği yaratan baş ağrılarım var. Sinüzitim, burun kemiğimdeki yamukluktan ileri geliyor. Son birkaç yılda birkaç saykodelik rock grubuna ömür boyu yetecek kadar narkoz yemiş bulunduğumdan burnumu müteahhite vermeyi şimdilik uygun bulmuyorum. Onun yerine krema sıkacağını elektrikli süpürgenin ucuna bağlayıp burun deliğime dürtmek gibi innovatif fikirlerim var.

Hayatımdaki bir diğer sıkıntı olarak aşık olma yetimin kendisini servis dışı bırakmasını gösterebilirim. Bir üst paragrafta anmış olduğum haysiyetli geri sayımın bittiği gün kendimi Keyp Kenivırıl veyahut Baykonur üslerinden Neo-Osmanlı İmparatorluğu sınırları dışına mancınıklayacak olmam, hayatımı şenlendirecek o hanımın var oluş sürecinde ciddi sıkıntılar yaratıyor. Dahası hayatımın sırtıma yaptığı alçak tavan etkisi, kendime güvenimin göğüs kafesime kompreslenmesine ve gerektiği anlarda aktive olamamasına yol açıyor. İnsan-akordeon olarak geçirdiğim son beş yüz günden kendim memnun olamadığımdan, bunun içinden başka birine nasıl bir mutluluk çıkacağını pek de şavullayamıyorum. İki insanın lüzumsuz yere acı çektiği ilişkilerin popüler bir edebiyat malzemesi olduğunun farkındayım. Hayatımdaki durağan olduğu kadar evladiyelik gözüken mutsuzluk hâlini memleket meselelerine mandallayıp, koca bir ülkenin derdini kendi kişisel dramım olarak okuyucuya iteleyebilirim mesela. Yalnız o kadar hayvan değilim. Ülkemizin can sıkıcı sabahlarına uyanan personel servislerinin uykulu yüzlerinin böyle bir kazığı hak etmediğine inandığımdan da değil aslında. Canım istemiyor.